YARINA ELVEDA – 6. KISIM

Babam İstanbul’a göç ettikten kısa süre sonra bir fabrikada iş bulmuştu. En büyük ağabeyim de onunla beraber işe başlamış ailenin sorumluluğuna ortak olmuştu. Ben ve diğer kardeşlerim okuyup iyi bir geleceğimiz olsun diye okula başlamıştık. Babam ve ağabeyim fabrikada çalışıyor. Annem bazen temizliğe gidiyordu. Geçen zaman içerisinde bir evimiz olmuştu. Topal Rıza ile babam yapmıştı. Köydeki evimizden daha büyük daha güzeldi.

Günler günleri kovalıyordu. Gündüzler yerini geceye bırakıyordu. Sonra bir gece polis geldi kapımıza dayandı ansızın, ellerinde kâğıtlar ne yazdığını bilmediğim. İçlerinden heybetli boyu bir doksan olan, vursa çam ağacını bir yumrukta devirecek olan bir polis; “Sedat P… burada mı?’’ diye sordu. Annem ve babam bir an şaşırdı. Sedat en büyük ağabeyimdi. Polis neden onu soruyordu ki? Ne yapmıştı? Sedat ağabey bir şey yapmazdı ki! Sedat ağabey ne yapabilirdi ki? Ağabey köylü çocuğuydu, gözü pek ve cesur haksızlığa karşı gelir ve zalime boyun eğmezdi. Babam kapıda polise seslendi. “Ağabey oğlan buradadır, çağırayım gelsin. Hayırdır inşallah, kötü bir şey yoktur.” dedi.

Elif oturduğu yerde susmuş. Ahmet’i dinliyor, onun gözlerinin içine bakıyor ve başını tekrar yere indiriyordu. Ahmet, Elif’in soru sormasını beklemiyor, konuşmasını da istemiyordu, sadece rahatlamak istiyor, yükünü hafifletmek istiyordu. Hayatın bütün acı yükünü omuzlamıştı. Canı çok yanmıştı, canı çok yanıyordu. Susmadı, konuşmaya devam ediyordu.

…Sesleri duyan ağabeyim kapıya doğru yaklaştı ve karşısında polisleri gördü. Ağabeyim polisleri kapımızda görünce kafasını öne eğdi. Ağabeyim kafasını neden öyle eğmişti? Ağabeyim ne yapmıştı? Babam, ağabeyime doğru başını çevirdi. Sorgulayan gözleriyle ağabeyime ”Hayırdır inşallah evladım?” dedi. Ağabeyim sustu. Ağabeyim başını öne eğdi. Polise tek bir soru bile sormadı. Montunu aldı ve dışarıya doğru çıktı. Annem olup biteni merakla izliyordu. Şimdi ne olacaktı? Ağabeyim nereye gidiyordu?  Garip annem güzel şeylerin olmadığının farkına varmıştı, gözleri yaşlı şekilde;

”Bırakın oğlumu götürmeyin.” dedi. Annemin gözyaşlarını akıtması uzun sürmedi ve annemin feryadı sokağı inletiyordu. Polis bu yaşananlara karşı oldukça soğukkanlı davranıyordu. Heybetli ve uzun boylu olan polis ağabeyimin koluna girdi, başını eğdi ve onu polis arabasına koydu. Babam yere çökmüş başını ellerinin arasına almıştı. Ne yapacağını bilmiyordu. Nereye gideceğini bilmiyordu. Sesleri duyan Topal Rıza üzerinde pijamalarıyla kapımıza koşarak geldi. Babama bakarak ” Hayırdır, polis niye gelmiş?” diye sordu. Babam başını yerden kaldırdı, Topal Rıza’ya hiç bakmadan ”Ez nizanım babımin, vellah ez nizanım…(1)” dedi. Babam çareyi yine tütününde bulmak için elini cebine attı ve tütün tabakasını çıkarıp bir sigara sardı. Anneme doğru dönerek; ”İçeri girin, biz gidip Sedat’ı alıcaz.” dedi.

(1) Ben bilmiyorum babam, vallahi ben bilmiyorum.

Annem susar mı? Evladını alıp götürmüşler, aklı evladında, yüreğindeki ateş hiç sönmüyor garibimin. Göç edeli daha bir sene bile olmamıştı. Annem daha yeni alışıyordu bu eve bu şehre. Ağabeyim ne yapmıştı? Niye yapmıştı? O gün hayatımın en kötü günüydü diye düşünmüştüm. Oysa bu olay her şeyin başlangıcı olacaktı.

”Umut bir yaşamın gayesidir. Kitaplardan öğrenmiştim. İnsan umut ederek yaşarmış. Umudu olmayan insanın yaşama hevesi eksik kalırmış. Ben umudunu çoktan kaybetmiş biriyim. Geride bıraktığım o kadar çok umudum var ki! Her acı umudumdan bir parça alıp götürdü. Sonra bir bakmışım dört yanımı acılar sarmış. Acılar içinde bir ben, sonra sen çıktın karşıma. İlk kez göz göze geldiğimizde bir ateş sardı yüreğimi. Elif, olmayan umudum oldun. Umut seninle anlam bulmuştu. Seni görür görmez sevdim ve kalbim sana vuruldu. Sen benim için ulaşılmaz bir dağın zirvesi gibiydin. Okulun en güzel kızı, gözlerin denizin mavisi, saçların kıvır kıvır. Sana baktıkça nasıl da mutlu oluyorum bir bilsen. Seni sevdiğimi söylemek, seni seviyorum diyebilmek zordu hem de çok zor. Belki de ismimi bile bilmiyordun. Belki de hiç fark etmedin beni. Aşkın varlığını, sevginin yüceliğini senden öğreneceğimi bilmiyordum. Ne çok hayaller kurdum bilsen. Elinden tutacağım ilk anın bende bıraktığı mutluluğu hiçbir kelime anlatamaz. Bir gün dalgındın hatırlıyor musun? Biraz üzgün. Kırmışlardı sanki seni. Ağzımdan nasıl çıktı bilmiyorum hatırladıkça da yüzüm kızarır. Seni seviyorum demiştim. Sonrasında dönüp arkamı koşmaya başlamıştım, tıpkı yaramazlık yapan bir çocuk gibi.  Herkes bana bakıyor ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bir an arkamı döndüm sana baktım. Gülümsüyordun sanki biraz da şaşırmış gibiydin. Utancımdan birkaç gün okula uğramamıştım. Sonra ansızın çıkıverdin karşıma, bir çay içelim mi dedin. İşte o an umutlarımı yeşerttin.”

 Sabah saatlerinde babam ile Topal Rıza eve döndüler. Yanlarında ağabeyim yoktu. Annem gözyaşları içinde sordu. ”Sedat nerde? Sedat’ı niye getirmediniz? Şeho cevap ver bana?” Babamın elinde tütün tabakası sigara sarıyor. Topal Rıza da kendine bir sigara sarmak için babamın elindeki tabakaya doğru uzanmaya çalışıyordu. İkisi de oturmuş bir köşeye, annem dışında kimsenin sesi çıkmıyordu. Makbule Kadın annemin yanında onu teselli etmeye çalışıyor. Diğer ağabeyim ve biz küçük çocuklar susmuşuz. ”Sedat birini vurmuş hanım, mahalleden. Çocuk ağır yaralıymış, yarası derin. Babası yemin etmiş, bunu yapanı öldüreceğim diye…” Annem duyduklarına inanmıyor, ”Benim yavrum kimseye kıyamaz, melek gibidir o, kesin başka bir şey vardır Şeho. Oğlumu kurtar. Yoksa dünya bana zindan olur bilesin.” diyordu. Babam sigara üstüne sigara sarıyor. Her şey bir kâbus, her şey bir oyun gibi geliyordu. Ne zaman bitecek bu oyun? Hadi baba, ağabeyimi sakladığın yerden çıkar. Bak anneme, kadın perişan halde,  baba hadi bitir artık şakanı. Sonra saatler ilerledikçe şaka olmadığını anlıyor insan. İstanbul’a geleli daha bir sene olmuştu. Evimiz arabamız olacaktı. Şimdi ağabeyim gelsin istiyorum. Babam sırtı bize dönük konuşmaya devam etti ”Komiserle konuştum, bizimle kalacak mahkemesi olacak.” dedi. “Bırakmazlar hanım bırakmayacaklar.” Bu sözleri duyan annem başladı feryada;

Ez lı asimané şinde, teyrekım

Mın jı baske xü gülle xwariyı.

Ez dayıkek’ım lı waré ğeribiyé

Zarokemin gırtıne jı nava destémın

 

Lı asimané şinde teyrekım,

Ez fıriyabum waré ğeribiyé,

Zarokémin kırıné bındest,

Lı odeyé hefseki taridé,

 

Kurémın, kurémıné delal,

Hin panzdeh sali bu,

Ketiyé nav diwaré hefsa

Ez dayıkek’ım lı waré ğeribiyé. (2)

(2) Bir kuşum mavi gökyüzünde, Kanadımdan kurşun yemişim Bir anayım gurbet ellerde, Yavrumu almışlar kollarımın arasından, Bir kuşum mavi gökyüzünde, Uçmuşum gurbet ellere, Yavrumu tutsak eylemişler, Bir karanlık mahpus odasında, Benim oğlum, can oğlum, Henüz on beşinde, Düşmüş mahpus damına, Bir anayım gurbet ellerde…

Ağlıyordu annem, ne zaman bitecekti annemin bu kötü talihi? Mutluluk neden kısa sürüyordu? Cevapsız ne kadar da çok soru vardı.

“Ağabeyim bir gece aniden gidiverdi. Vurduğu çocuk on gün komada kaldıktan sonra yeniden hayata tutuldu. Bu bizim için güzel bir haberdi. Babam bu olaydan hemen sonra yaralı olan gencin ailesiyle görüşmek istedi. Aile önceleri bunu kabul etmese de daha sonra araya giren büyüklerin çabaları sonucu konuşmayı kabul etti. Babam bir akşamüstü yanına Topal Rıza’yı ve mahallenin büyüklerini de yanına alarak ailenin evine geçmiş olsun demeye gittiler. İki ailenin bir araya gelmesinin amacı barışmak, aradaki sorunlara çözüm bulmaktı.” Babam ve Topal Rıza, yaralanan gencin evine gittikten çok kısa bir süre sonra eve döndüler. Annem ile Makbule Kadın onların ağzından çıkacak cümleleri bekliyordu. Babam konuşmaya başladı; “Kadın, çocuk ölmedi çok şükür. Çocuğun babası, çocuğu yaşadığı için sevinçliydi. Ancak çok şey söyledi. Çok şey istedi benden. Kan parası dedi. Gücüm yetmez dedim. Karşılığı olacak dedi. Sustum sadece sustum. Para istedi çok para. Kabul ettim. Kabul etmek zorundaydım.”

Annem: “Peki ya oğlum ne olacak?” dedi. Babam sustu, başını öne eğdi. “Cezasını kanun verecek.” dedi.

…Ahmet ağlıyor bir yandan da anlatıyordu. Sırtını duvara dayayan Ahmet, elini yanı başında duran Elif’in elinin üstüne koymuştu. Elif ağlamayı bırakmış eliyle yüzündeki yaşları siliyordu. Bir anda yerinden kalkarak yıkıp döktüklerini toplamaya başladı. Ahmet bu olayları sessizce izlemekle yetindi ve susmanın acılara direnmek olmadığını düşündü.

(Yazı dizisi olarak yayımladığımız ‘Yarına Elveda’ adlı hikayenin devamı olan 7. Kısım’ı buradan okuyabilirsiniz)
Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Murat Tursun

BİRİ ZAMANI DURDURSUN!

Kaybediyoruz, Düştük karanlığın içine Kan ve gözyaşının ortasındayız Zaman yaşanan acıların sebebi...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir