MERHABA HAYAT: KADER VE COĞRAFYA ÜZERİNE

Değerli okurlar uzun zaman sonra sizinle bir deneme paylaşmak istedim ve uzun uzun bunun üzerine düşünerek alanımla ilgili olan yazımı kaleme aldım.

İnsanlık ve bilim tarihinin en önemli soruları olan “ne, nerede ve niçin” soruları insanların aklını kurcalamış ve geçmişten günümüze bütün bilimlerin doğmasına ayrıca insanlık tarihinin gelişmesine olanak sağlamıştır. Eminim sizler de çoğu zaman yaşanan gelişmelerin nasıl olduğunu merak etmiş kendinize bunu sormuşsunuzdur.

İlk çağlardan itibaren avcı ve toplayıcı olan insanlar. meraklarının sonucu olarak doğayı keşfetmeye ve doğadan yararlanmaya başlamış buna göre de hayatlarını şekillendirmişlerdir. İşte tam bu noktada refah seviyesinin yükseldiği bazı toplumlarda özel mülk kavramı ve birlikte yaşamanın gerekliliği fikri ortaya çıkmış bunun sonucunda devlet kurumunun temelleri atılmıştır.

Binlerce yıl içerisinde şekillenen insanın gizemli tarihini yaşanan gelişmelerden ve yaşadığı coğrafyadan bağımsız düşünmek mümkün müdür?

Kafanızda ister istemez bazı düşünceler belirdi. Ben daha da net olmanıza yardımcı olayım. İlk çağlardan beri süregelen gelişmeleri yaşanılan coğrafyalardan bağımsız düşünmek büyük bir hata olur. Avcı ve toplayıcı olan insanlar tarım yapabileceği bilgi birikime sahip olunca büyük bir değişime girişti ve coğrafi koşulları göz ardı etmeden yerleşik hayata geçerek tarımla ilgilendi sonra da hızlıca çoğalarak yaşam şekillerini buna göre düzenlediler.

Tabi tarım devrimiyle beraber yaşadığı coğrafyadan yararlanmayı bilen refah seviyesini yükselten insanlar ilgilerini farklı alanlara yönlendirdiler. Düşünmeye daha fazla zaman ayıran insan bütün bilimlerin temelleri atmış, sanatla uğraşarak insanlık tarihinde hala etkisini sürdüren eserleri bize miras olarak bırakmışlardır.

Gelelim günümüz için en önemli cümlelerden birine “Coğrafya kaderdir” cümlesine.

“Coğrafya kaderdir” diyen İbni Haldun, Tunus’ta doğmuş ve hayatının büyük kısmını tarih, sosyoloji, siyaset ve devlet adamlığıyla Kuzey Afrika’da geçirmiştir. 14. yy düşünürlerden olan İbni Haldun’a ait olan cümle günümüzde her toplumsal olayın ardından dile getirilerek yaşanılan coğrafyanın önemini bir kez daha bizlere hatırlatmaktadır.

Ancak İbni Haldun’un yapmış olduğu tespiti günümüzde o kadar basit eylemlere indirgiyoruz ki görmemiz gereken asıl unsurları gözden kaçırıyoruz. Hemen bir örnekle bunu ifade edeyim;
“Sen çok güzel bir elbisesin ama ben seni giyemem. Çünkü ben …….. lıyım / vs vs”.
Boşluğu sizler doldurabilirsiniz arkadaşlar.
Tabi altına hemen yapıştırıyor “Arkadaşlar coğrafya kaderdir”.

Aslında bu durumu da coğrafya ve kader bağlantısı içinde değerlendirebiliriz. Ancak İbni Haldun’a haksızlık etmiş oluruz. Çünkü İbni Haldun kurduğu cümleyle yüzlerce yıldır günümüze ışık tutan çok sağlam bir tespitte bulunmuştur. Yaşanılan jeopolitik konumun iklim, bitki örtüsü, su kaynakları ve insanların buna göre yaşamının şekillenmesi üzerindeki etkisine değinmiştir.

Evet arkadaşlar yaşanılan coğrafya kaderdir ve insan kaderini değiştirmek istiyorsa coğrafyasına uygun şekilde hareket ederek ondan yararlanmalı ve onun özelliklerini koruyarak gelecek nesillere bırakmalıdır.

Peki yaşanılan coğrafya nasıl korunabilir?

Aslında çok rahat şekilde bunu gerçekleştirebiliriz:
– Doğaya saygı duy KİRLETME
– Doğaya saygı duy YENİLE
– Doğaya saygı duy ZARAR VERME
– Doğaya saygı duy SEV
– Doğaya saygı duy ÜRET

Bu reçeteyle coğrafyamızı daha etkili kullanarak kaderimizi daha da güzelleştirebiliriz.

Sizlere Şef Seattle’nin cümlesiyle veda etmek istiyorum.

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak”.

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Murat Tursun

SOKAĞIN ÇİLESİ

Güneş batmak üzere; -kızıllıklar penceremden siner odama. Bulutlar durmaksızın hareket halinde; -yağmuru...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir