KONUŞMAK ACİZLİĞİ

Neyin peşinde koşulabilir, ne amaç olarak belirlenebilir ki yanılgılar dünyasında…

İnsan her an değişebilir, zaman bir yanılgıdır. Sadece an vardır. Bunları yazabildiğim an, düşünebildiğim an! Geriye kalan her şey geçmiş, olmuş bitmiştir. Çok okunması, elden ele dolaşması beni ilgilendirmez. Tek ilgilendiren şey, okuyan kaç kişinin düşünce odununa kıvılcım attığımdır. Sonrasında zaten benden çıkmış, olmuş bitmiştir. Bu düşünceye sahip olmamın nedeni birisinin ya da birilerinin, benim düşünce odunumu yaktığıdır. Kesin bu söylediklerimi bir yerlerde okumuşumdur. Kim olduğu gerçekten hiç önemli değil, o kişi üzerine düşeni yapmış ve çekilmiştir. Dünyanın hayata gözlerini açtığı andan itibaren, kayda değer o kadar çok kişi git-gel yapmıştır ve yapmaya devam edecektir ki bu kişiler saygıya değer olanlardır (bütün canlılar saygıya değerdir!) ama kesinlikle tapılacak, her an aynı şekilde yaşanacak düşüncesi çok yanlıştır (düşüncesi saçmalık abidesi). Onların her biri sadece yolu aydınlatan ışık direğinden ibarettir. Işığa bakılır yola devam edilir. Kişiye bağlı kalan insan, fikirleri ve düşünceleri es geçer, üzerinden atlar geçer. Ne yazıktır!

Ölüm, rüyanın ve uyanmanın eş anlamlısıdır. Her şey bittiği anda, tatlı ve acı gülümseme bizi en iyi ifade eden şeydir sanırım. Kalkıp işe, okula gider miyiz bilmiyorum! Bütün bu yaşam saçmalığının, tek bir amaç için olduğunu biliyorum ama geç olmadan anlayabilecek miyim, işte onu bilemiyorum! Biz yine de planlar yapmaya devam edelim zaten bizim için yapılan planı unutmaya çalışarak. Sürekli bizim yanıbaşımızda olan bu amacı, planı sanırım cahilliğimiz görmemizi engelliyor. Kelimeler anlamlarını yitiriyor, şu anda her şey çok saçma (zaten kelimeler ne işe yarar ki?) ama az sonraki anda ne olacağını hiç bilmiyorum.

İnsanlara değinmek istiyorum ama öylesine, alakasız, boş konuşuyorum. Onlara kızmak istediğimde ya da değişik duygularla hitap etmek istediğimde, herkesin bir ayna olduğunu görünenin sadece ben olduğumu fark edince susuyorum (aralarda sık sık çok susarım). Bütün o yaşanan duygu karmaşasının tek sebebi benim. Aciziyetim, sahip olduğumu zannettiğim her şeyi siyaha boyuyor. Ne kadar da çok cahilim, hiçbir şey bilmiyorum, bildiğimi zannettiğim şeyler sadece bir varsayımdan ibaret. Puzzle tamamlanmıyor, çok şeyler eksik!

Bütün meselenin televizyondan ibaret olduğunu düşünüyorum (evet kesinlikle düşünceden ibaretiz)! Televizyon kablosunun prize takıldığı an, bizim yolculuğumuz başlıyor. Dünya o kablodan ibaret, filmin fragmanı gibi. Asıl film; elektriğin televizyona ulaşmasıyla başlayacak (çekirdek çitlemeyelim, çok ses yapıyor odaklanamıyoruz). Filmin konusu hayal edemeyeciğimiz entrikalardan ibaret ve bizler sadece hizmetçi parçasıyız (o kadar çok değersiz, ve gerekliyiz ki…). Kusura bakmayın başrol olamayacak kadar aciziz!

Ah insan! Her şey ve herkes ne kadar çok samimiyetsiz! Dünyaya gelen en kötü insan kim bilmiyorum, merak bile etmiyorum. Sadece ona çok imreniyorum. Hizmetçi olduğunun farkında ve hep bir amacı var. Aşırı süratlı saçmalıyorum! Susmak konuşmayı sekteye uğratınca, ortaya çıkan en mükemmeliyetsiz şey bu oluyor sanırım…

İyi-kötü, mutlu-mutsuz, kadın-erkek, bütün iki denklemli eylemler, sonucun bir çıkması içindir. (sanırım bilinen tek doğru varsayım!)

İnsanlık; devasa bir matruşka! Ne kadar kurcalarsan kurcala, bulacağın tek şey yine kendinsin.

Evet aralarda sık sık saçmalarım ve bunu bildiğimden kimseyi rahatsız etmemek için, hep kendi başımın etini yerim (sırf bu yüzden çiğ ete alıştım). İşim gücüm faydasızlık. Hiçbir şey bilmiyorum, cehaletin tek ve en başarılı öğrencisiyim. Bu zamana kadar öğrenebildiğim tek şey, düşüncenin en güzel öğretmen olduğudur. İyi-kötü fark etmez insanın hizmetçi olduğunu anlaması ve sahibine hizmet etmesi sadece düşünceye bağlıdır.

Yanılgılar alemine HOŞGELDİNİZ…

*Hiçbir işe yaramıyorum diye düşünmeyin! Bunu düşünürken bile, kesinlikle bir işe yarıyorsunuz (belki sayenizde birileri mutlu oluyordur…). Düşünce çok mühim, dikkatli kullanmakta çok fayda-yarar var! Her an duyguları cebe indirerek akilane şekilde düşünmeliyim!

Birikim Ne İşe Yarar ki!…

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Yunus Emre Güçlü

SAHİ SAAT KAÇ, GELDİ Mİ ZAMAN?

Uyandım saat sabahın yedisi, dışarıda güneş benden erkenciydi, kalktım, başıma geleceklerden bihaberdim....
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir