GECESİ DERS, GÜNDÜZÜ DERMAN BU DÜNYANIN

Hayallerin son bulduğu yerden yazıyorum bugün. Umutların terk ettiği bu soğuk şehrin sokaklarında içimi ürperten sessizlik hâkim. Sonbaharın katlettiği yaprakların rüzgarla dansına şahitlik ediyorum. Kusursuz cinayetlerin işlendiği bu diyarda herhangi bir mezarlık yok. Kurbanlar kendi içine gömülmüş ve üzerlerine bir miktar sessizlik serpiştirilmiş durumda. Burayı betimlemenin bir imkanı yok, burayı görmek ve hissetmek tarif edilemez bir acının içinize sinmesine sebep oluyor. Bu siyah beyaz şehrin çatlak duvarlarından süzülen sessiz çığlıkların yürek burkan tonları sizi boşluğa itiyor. Her sokakta yankılanan bu çığlıklara alışmak normal sayılabilecek her insan için zor. Burayı ziyaret etmenin bedelini ödemek ise, omuzları çökertebilecek ağır bir yüke sahip.

İnsan zihninin olumsuzluğa boğulmuş bu koca şehir sizi de içine çekmenin her yolunu denemek için tasarlanmış. Issız sokaklarına çöken sis tüylerinizi diken diken edecek kadar ürpertici. Kendine has bir soğukluğu olan bu şehirde içinizin üşümesine alışmanız gerek. Sonbaharın hayatlarına son verdiği ağaçlar sokakların çığlıklarına çatırtılarını ekleyerek ürpertici bir senfoni sergiliyor.

Burada ölmek için bekleyen insanların donuk yüz ifadelerine bakarak geçtiğiniz her sokak size farklı acılara sahip hikayeler dinletiyor. Konuşmak veya çığlık atmak imkansız. Bu sonsuz sessizliği bölmenize asla izin yok. Burada kaldığınız her dakika siz de umutlarınızı feda etmeye başlıyorsunuz. Feda olan her umudunuzun yanında bir hayalinizi de götürerek size daha ağır bir darbe indiriyor bu şehir. Bunu zalimlik olarak algılayıp kaçmak için çırpınsanız da buradan çıkamazsınız. Yolunuzu kaybedip bu şehrin derinliklerine daldığınızda feda olan umutlarla beraber giden hayalleriniz için bir damla dökülür gözlerinizden. Ama artık yapabileceğiniz bir şey yoktur. Bu şehir sizi de hakimiyeti altına alıp, sonsuz sessizliğine bürümüştür. Donuk yüzlere bir yenisini daha ekleyen şehirde galibiyet çanları çalmaya başlar. Siz de bu haksız yenilginizin verdiği acıyı biraz daha suskunlaşarak perçinlersiniz.

Buradan çıkmak artık imkansızdır. Burası aslında sizin kurduğunuz ve çıkışı olmayan bir labirenttir. Hayatınız boyunca kırdığınız insanları buraya kendiniz hapsetmişsinizdir. Bu donuk suratlar sizin caniliğinizin eseridir. Ve artık kaçınılmaz olan sondan kaçamayarak, kendinizi buraya mahkum etmişsinizdir. Buradan çıkamayacak ve bu donuk yüzlerden asla kurtulamayacaksınız. Vicdanınızın size sağladığı büyük avantajları kullanmayarak, vicdansızca kurduğunuz bu şehir sizi kendi içine hapsetmiştir bir kere, kurtulamazsınız. Yok ettiğiniz her umudun cezasını çekecek ve yıktığınız her hayal için bir hayalinizi feda edeceksiniz. Kendi kötülüğünüz içinde boğulmanın verdiği tarifsiz acıyla inlemeleriniz kulak delecek hale gelse bile kendinize asla acımayacaksınız. Kibirle yürüttüğünüz hayatınızın size oynadığı küçük bir oyunla düştüğünüz tuzağı ne zaman fark edeceksiniz? Ne zaman yeni umutlar bularak yola devam edeceksiniz? Bu sessizlik ne kadar devam edebilir? Bir insan kendi kendini gömebilir mi içine? Bu şehrin mimarı kendi için bir hapishane olarak mı tasarlamıştır burayı? Bütün bu soğuk duvarlara hapsolmuş insanların gözlerinde haykıran acılar ne kadar görmezden gelinebilir? Veyahut bu kulak tırmalayan sessiz çığlıklara ne kadar dayanılabilir?

Nefis ve kibirle kontrol edilen her insanın kendini hapsettiği bu hapishanelerin tek bir anahtarı olmalı. Alçakgönüllülük ve hoşgörünün getirdiği o sıcak gülümseme. Kaç kere görebildi bu insanlar o gülümsemeyi? Ne kadar şans verildi bu insanlara bu hapsedilişten önce? Bu soruların cevaplarını bulmak ne kadar kolay olabilir? Belirsizliklerin hüküm sürdüğü bu zulüm şehrinde ne kadar şey bilinebilir? Her sorunun cevabının başka bir soruya gizlenmesi de bu oyunun bir parçası olabilir mi? İnsanların haksız mücadeleleri var oldukça bu esaret asla son bulamaz. Her insan kendini buralara hapsedip bu sorulara cevap bulmalı. Acımasızca kurdukları bu şehri kendileri yıkmalı. Önyargılara son verilmediği sürece çekilecek bu acının her insanın kalbine inen bir darbe olduğu kabullenilmeli artık. Dünyanın bu hali isyan ederek çözülemeyecek kadar büyük bir sorun olarak görülmeli. Alçakgönüllülük ve hoşgörü ilacından her insan kendine yetecek kadar üretmeli aslında. Çözümlerin önümüzde durduğu gerçeklikte gerilemenin ne anlamı var?

– Nasıl uyuyabiliyorsunuz?
Hiç düşünmeden!

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Yunus Emre Güçlü

SESSİZ ÇIĞLIK

“İnsanlık!” diye bağıranlardan bile hayvanlık damlıyor. Susuyorduk. Sonsuz sessizlik içimizi boğarken, biz...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir