BIRAKILMIŞLIĞIN TADI

Zaman zaman kendimi tüm insanlıktan daha güçlü duyuyorum, ama kendimi aynı anda çıplaklıklarından sıyrılmaya çalışan ağaçlar kadar da bırakılmış duyuyorum. Özellikle ben’in ben’i bıraktığı anlarda. Ya da ikisi bütünleştiğinde. Ve birdenbire, şimdiye dek hiç algılamadığım bir duygu gelip beni buluyor: Bırakılmışlığın Tadı

Başıma bir şey gelmeyecekse Tezer Özlü okuyorum. Yukarıdaki pasaj, hayatının özeti diyebileceğimiz ‘’Yaşamın Ucuna Yolculuk’’ adlı anlatısından. Belki o erkenden gitti. Ama çoğu kişinin yaşamın ucundaki yolculuğu devam ediyor. Onun ruh halini bu genç yaşımda (27) yaşamak istemiyorum elbet. Ancak kendimi kötü hissettiğim zamanlarda söylemek istediklerime tercüman olan da kendisi oluyor.

Türk edebiyatının lirik ve gamlı prensesi, söylenenin aksine dişi Oğuz Atay’ın dışında, dar kalıba sığmayan farklı bir kimlik kuşkusuz. O melankolik ve karanlık havası, intihara meyilli görünüşü o kadar yakıştırıldı ki. Acıları mutluluk olarak kabul etmese olabilir de, kim bilir. Çoğu kişi intihardan değil de kanserden öldüğü gerçeğini hala kabullenemiyor.

Hayatla uyumsuzluğu, bir yere ait olamamalar, onu okuyan ve yalnız hisseden insanların yardımına koşuyor. Seküler yaşam tarzı hayranlık bırakıyor. Yaşamı ölümle tanımlı kılıyor. Onun için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı andır.

Bu yüzden sevgiyi inandırıcı bulmaz. Sevgi için düşüncelerin bulduğu biçimlendirdiği durum tanımlaması yapar. O düşünüldüğü oranda büyür, derinleşir, büyütülür. Dayanılmaz boyutlara ulaşır.

Depresif kadın, yoldaşımsın, yoldaşımızsın.

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Muharrem Yağız

GÜRCÜ MEMUR

Gürcistan’ın Batum şehrine geçen yıl, tam da şu sıralarda gitmiştim. Rüya gibi...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir