AŞKA DAVET

Hiçbirini tanımıyordum. Sormak da aklıma gelmedi. O kadar güzel eğleniyorlardı ki birlikte, saatlerce onları izledim. Ama bir aksilik vardı. Sanki eksilmeye başlamışlardı. Korkuyordum hepsi kaybolacak diye ki, korktuğum da oldu, kimse kalmamıştı. Sokaklar bomboş, anlamadığım bir kararmayla değişik varlıklar dolaşıyordu artık. Açamıyordum yüreğimin penceresini. Bir ürperti sarıyordu tüm benliğimi. Bunlar kimdi? Bundan öncekiler kimdi? Neler oluyordu? Ruhumun karanlığında neler olup bittiğini anlamaya çalışırken bir ses, “Neden korkuyorsun? İnsan hiç kendinden korkar mı? Aç yüreğinin karanlığa bakan kapısını, bak kendini ne hale getirdiğine.” diyordu. Sesi sadece duymuyor, tüm benliğimde hissediyordum. Çıktım dışarıya, etrafım anlamadığım bir karanlıkla çevrili. Kötülüğün kokusu bile kötü. Kibrit yanığı bir aydınlık bana doğru yaklaşıyor. Gelen küçük bir çocuk, yüzünde anlayamadığım bir ifade, üzerindeki elbiselerin kirini anlatmaya harfler aciz. Bana bak! Etrafına bir bak! Ne hale getirdin bizi? Anlamsız bir şekilde kendimi o kadar suçlu hissediyorum ki. Ağlamak istiyorum, onu bile yapamıyorum.

“Sen” diyorum, “sen kimsin çocuk?”, “Ben” diyor, “senin içindeki iman sevgisiyim, kalan son inanç kırıntısıyım. O cıvıl cıvıl neşeyle oynayan çocuklarla birlikteydim. Sevgi, aşk, sadakat, iyilik. Bütün o güzellikler sendeydi ve birlikte çok mutluyduk. Bak şimdi, cennet bahçesi yüreğini nasıl cehennem çukuruna çevirdiğine bak, bak etrafına! Bu karanlık, çirkin gördüğün her şey sende var olan kötülük, kibir, bencillik… hepsi seninle. O cennet bahçesinden hiçbir şey kalmadı benden başka. İnsanları sınamak için yaratılmış kötü varlıkların himayesindesin artık. Sadece ben kaldım insanlıktan bir parça. Eğer ben de gidersem sonsuz bir karanlık seni bekliyor olacak.”

Ne yapmam gerekiyordu ne cevap vermeliydim? Gördüğüm manzara karşısında heykel gibi kalakalmıştım. Benim cennet diye nitelendirdiğim dünya halbuki beni ne hale getirmişti. Perdenin diğer tarafından habersiz kendimi ve çevremi ne hale getirmiştim. “Allah’ım bana yardım et!” Bu ağzımdan çıkan son söz olmuştu. Gözlerimi araladığımda yine karanlık beni karşılamış ve ben yine aynı şeylerin olacağı tedirginliğiyle etrafa göz gezdirmeye başlamıştım. Odamda olduğumu fark edince aptal bir gülümseme suratıma yayılıyor ve ben yüzümdeki ıslaklığı hissediyordum. Ağlamıştım. Ne yapmam gerektiğini düşünürken, bütün varlığıma yayılan bir ses,
“Es selatü hayrun minen nevm…”

-Duyguların ani saldırısı ile, insanlık ağır darbe aldı.
Zor bir geceydi!

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Yunus Emre Güçlü

NASIL GERİ ZEKALI OLDUK?

Milyonlarca yıl süren evrimden sonra, gelişimini 50.000 yıl önce tamamlayan insanoğlu; beyin...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir