‘BİLİNÇALTI MESAJLAR YENİ DÜNYA DÜZENİNİN GİZLİ SİLAHIDIR’

Doç. Dr. Yağmur Küçükbezirci ile uzun yıllardır üzerinde çalışmalar yaptığı ve çalışmalarını kitaplaştırdığı ‘bilinçaltı mesajlar’ konusunda bir söyleşi gerçekleştirdik.

Doç. Dr. Küçükbezirci; bilinçaltı mesajların amaçlarını, insanlara verilme tekniklerini, kimleri hedeflediğini bizlere anlatarak bu mesajlardan korunma yolları hakkında bilgiler veriyor.

İyi okumalar…

 

  1. Hocam bilinçaltı mesajlar konusunda uzun zamandır çalışmalarınızın ve projelerinizin olduğunu biliyoruz. Öncelikle nedir bu bilinçaltı mesajlar?

Bilinçaltı mesajlar, bilincin fark etmediği, nesnelerin içine gizlenmiş, bilinçaltını etkilemeye yönelik mesajlardır. Yani, beş duyu organının algılayamadığı sadece beynin algılayabildiği mesajlardır. Bilinçaltı mesajlar tamamen bilinçaltını etkilemeye ve ele geçirmeye yönelik olarak kullanılmaktadır. Bu mesajlar görüntü, film, ses dosyalarıyla insanların bilinçaltına aktarılmaktadır.  Bilinçaltı mesajlar için insanların direkt olarak farkına varmadan bir başka deyişle bilinçli olmadan insan zihnine yerleşmesidir diyebiliriz.  Bilinçaltı zihin bir nevi beynimizin kara kutusudur.  Bilinçaltı zihin doğumdan ölüme kadar tüm yaşananları, çevremizdeki gördüğümüz, duyduğumuz bütün her şeyi kayıt eder.

 

  1. Peki, bilinçaltı mesajlar insanlara ne şekilde veriliyor, insanlar bunu ilk anda fark edebiliyor mu?

Bilinçaltı mesaj göndermek için çok farklı teknikler kullanılmaktadır. Bu teknikler, ‘yeni dünya düzeninin’ gizli silahı olarak görülmektedir. Bu konudaki çalışmalarımı derinleştirdikçe, aklımızın ucundan bile geçmeyen yerlerde bilinçaltı mesajların çocuklarımızın saf ve temiz beyinlerine yerleştirildiğini görüyorum.  Bilinçaltı mesajların hedefe gönderilmesi konusu gerçekten o kadar geniş ki dilerseniz bu sorunuzu teknikler başlığı altında açıklayayım.  Diğer sorunuzun cevabına gelirsek; insanlar bilinçaltı mesajları fark etselerdi zaten bilinçaltı mesajlar olmazdı, adı üzerinde bilincin altına etki ediyor, olumlu ya da olumsuz.  Belli zaman içerisinde etkisi görülmeye başlıyor, öncelikli olarak mesajın iletildiği hedef tabir ettiğimiz kişi ya da kişilerin durumu, mesajın gönderildiği kanal en önemli belirleyicilerdendir.

 

  1. Bu mesajları verenler vermek istediğini neden açıktan değil de farklı yollardan göndermeye çalışıyor?

Bilinçaltlarına gönderilen mesajlarda subliminal yani gizli kapaklı diye de tabir edebileceğimiz yöntemler kullanılmasındaki asıl amaç hedeflenen kitlenin olumsuz tepkisini çekmemek ve istendik davranışların oluşmasını sağlamaktır. Bazı mesajlar açıktan, alenen verildiği takdirde tepki alabilir.  Örneğin, ekranın karşısına oturmuş ve sanki ekranın içine girmiş çocuğunuza kültürünüz ile örtüşmeyen bir sahne çıktığında ne yaparsınız? Ekranı kapatır ya da bir daha o programı izletmezsiniz değil mi? İşte bu ve benzeri sebeplerden dolayı farklı yöntemler kullanılıyor.

 

  1. Bilinçaltı mesaj göndermek için ne tür yollara başvuruluyor? Bunun bir tekniği var mı?

Bu ve benzeri sorular ile çok karşılaşıyorum.  Cevabıma ilk olarak şöyle başlıyorum; “şeytanın bile aklı ermeyeceği o kadar çok yol, yöntem deneniyor ki…”

Sizleri de fazla sıkmadan bilinçaltı mesaj gönderme tekniklerinden bazılarını en kısa şekilde şöyle aktarmaya çalışayım; Amerika Birleşik Devletleri ordusunun ve istihbarat birimlerinin kullandığı “Alçak Ses Yayma Tayfı” olarak isimlendirilen ve bilinçaltına sessiz mesaj göndermeye yarayan projede yer alan Edward Tilton bu sistemin Irak’ta Çöl Fırtınası Harekâtında başarılı olduğunu belirtmektedir.  İnsan kulağının doğrudan duyamayacağı ancak zihninin alabileceği çok alçak veya çok yüksek radyo frekans derecelerinde istenilen mesaj gönderilebilir yani insanın öfke, şiddet, acı kaygı, korku, kin vb. tüm duygularının bilgisayarlarla belirlenip EEG sinyalleri içinde, ilgili frekans ve genişlikleri ölçülerek, başka bilgisayarlara aktarılıp, başka insanların zihninde de aynı duyguları oluşturması sağlanabiliyor. “Direnmenin faydasız” gibi sözler ile psikolojik olarak da insanlar işgale hazır hale getirilebiliyor.

Başka bir teknik ise “25. Kare” diye adlandırılan tekniktir. Sinema filmleri 24 kareden oluşmaktadır, göz bir saniyede 24 kareyi algılayabilirken, 25. kareye yerleştirilen görüntüyü algılayamaz ancak bilinçaltı bu görüntüyü depolar. Böylelikle istenilen mesaj hedef kişi/kitleye iletilmiş olur. Farklı yayın sistemlerinde kare sayıları ya da teknik olarak işlem farklılıkları olsa da gözün algılayabileceği görüntü karelerinin üzerinde kare yerleştirme tekniği ile kurulan bu sistem genel olarak 25. kare tekniği olarak adlandırılmaktadır.

Bir diğer bilinçaltı mesaj gönderme tekniği ise “koku” kullanılarak istenilen kitlenin uyarılması ve istenilen etkinin uyandırılmasıdır. Günümüzde sektör haline gelen ve her firmanın kendi özelliklerine göre koku ürettirdiği alanlarda ise amaç müşterilerin bilinçaltlarını etkileyerek o markayı tercih etmelerini sağlamaktır.  Lokantalar, iletişim merkezleri, bankalar, giyim mağazaları gibi birçok ticarethane müşterilerini kendi firmalarına özel yapılmış koku ile etkileyerek o yerde daha fazla kalmalarını sağlamak ya da o kokuyu duyduklarında çağrışım yaparak firmalarının akılda kalıcılığını artırmak ya da ürünün marka bilinirliliğini artırmak üzere özel koku tasarımları yaptırmaktadır. Örnek olarak lokantalarda iştah açıcı, bankalarda güven aşılayıcı, tekstil sektöründe ise dinamizmi öne çıkarıcı özel kokular kullanılıyor.

Şarkıyı tersten çalarak ya da şarkı sözlerini tersten okuyarak istenilen mesajın gizli olarak gönderilmesini sağlayan teknik ise “Backmasking” ya da “Backward Masking” olarak adlandırılmaktadır.  Slayer isimli Metal Grubun 1985 yılında söyledikleri “Cehennem Bekliyor” isimli şarkısında “katıl bize” sözü sürekli olarak backmasking tekniği ile verilmiştir. Grubun vokalistlerinden Tom Araya bu sözü yalnızca bir özel etkisi olsun diye kullandıklarını ifade etmiştir. Subliminal mesajların bu şarkıların içerisine yerleştirilip dinleyicilerinin bilinçaltına girerek satanizm ve uyuşturucu hap ile tanıştırdığına dair Jacob Aranza tarafından “Backward Masking Unmasked” isimli kitap yazılmıştır.

Teknikler olarak kısaca bunları söyleyebiliriz ancak bilinçaltına mesaj göndermek için illaki bir cihaza ya da tekniğe ihtiyaç var mıdır?  Cevap: “Hayır”.  Bir kişiye “kırk gün deli dersen deli olur”, dolayısı ile bireyin ya da toplumun gelenek, görenek, alışkanlıklarını sürekli tekrar edilen mesajlar ile değiştirmek mümkün.  Bu süreci “algı operasyonu” olarak da adlandırabiliriz.

 

  1. Bilinçaltı mesajlar kişilerin dini veya kültürel değerlerini hedef almakta mıdır? Bu değerlere ne şekilde zarar vermektedir?

Bu konuda, belki de kendim yaşadığım içindir, en güzel örneklerden birisi televizyon örneğidir; bizim evimize televizyon 1979 yılında 37 ekran olarak girmişti, o yıllarda TV yayınları akşam saat sekizde başlar, on ikide biterdi.  TV yayınları siyah beyazdı. TV kumandası diye bir kavram o yıllarda yoktu, varsa da biz bilmiyorduk.  Bazen filmlerde öpüşme sahnesi olurdu, o sahneler çıktığında ya kafamızı kenara çevirir bakmazdık ya da yerimizden kalkar televizyonu kapatırdık, kanal değiştirmek gibi bir lüksümüz yoktu çünkü tek kanal vardı.  Yerimizden kalkmadan değiştirmek gibi bir lüksümüz de yoktu çünkü kumanda yoktu.  Günümüzde sınır tanımayan kanal ve program sayısı ile birlikte artık “öpüşme sahneleri” gayet normal hale geldi. Hatta öyle bir durum söz konusu ki aileler bir arada otururken ismini bile anmak istemediğim bazı dizilerde erotik sahneleri gayet rahat bir şekilde izleyebiliyor, izledikleri dizilerde yenge ile yeğeni çarpık ilişki yaşayabiliyor hatta dizideki yenge ölünce toplumun üzülmesi sağlanabiliyor. Bu durum bilinçaltına yerleştirilen mesajlar ile gelenek ve göreneklerin bile değiştirilebildiğinin göstergesidir.  Algı operasyonu diye adlandırdığımız ve ekranların aracı olarak kullanıldığı “yozlaşmayı meşrulaştırma süreci” maalesef bir çığ gibi büyüyor.   Toplum olarak da bu olumsuzlukları izlemeye devam ediyoruz. Gerçekten, etrafımız bilinçaltı mesajlar ile o kadar sarılmış ki, resmen işgal altındayız. Reklam, logo, afiş gibi görsel araçların içine yerleştirilmiş rakam, şekil ve kelimelerle de bilinçaltımız etkileniyor.

Maalesef bu kanallar vasıtası ile olumsuz bilinçaltı mesajlar genç beyinlere servis ediliyor ve geleceğimiz yok ediliyor.  Hep çocuklarımız, gençlerimiz dememin sebebi onların algılarını yönlendirmek daha kolay, “ağaç yaşken eğilir” misali o yüzden yapılan, gönderilen olumsuz bilinçaltı mesajlar genellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi hedef alıyor. Genç beyinler birileri tarafından kirletiliyor, bu toplumun hassas ayarları ile oynanıyor. Eskiden radyoların ince ayarları olurdu, bir bozuldu mu doğru düzgün çekmez hışırtı yapardı. Toplumun ince ayarları ile oynanıyor, sonra hayıflanıyoruz ne oldu da böyle oldu? Konumuzun gereği ben bu olumsuzlukları bilinçaltı mesajlara bağlıyorum.   Diğer taraftan televizyonlarda tüketime yönelik olarak yani maddi yönden toplumu sömürmeye yönelik bilinçaltı mesajlar da her daim karşımıza çıkıyor.  Bazı reklâmlarda “Y markayı kullanan anneler ya da babalar iyi ebeveynlerdir” mesajı veriliyor. Bu açıdan baktığınız da gayet güzel, peki o markayı kullanmayanlar kötü ebeveyn midir?  Evet, bilinçaltlarına bu işleniyor. Maddi olarak o markayı alamayan ebeveynlerin çocukları karşısındaki durumu ya da o çocukların o yaşta ki psikolojik durumları, sizce de düşünülmesi gereken bir durum değil midir?  Kadının yüzde yüz cinselliğinin ön plana çıkartılarak güya tanıtılmaya çalışılan dondurma reklâmları bile bu konu için yeterlidir, sanırım.  Örnekleri artırmak mümkün, oldukça fazla olumsuz örnek var.

Sinema filmlerine gelince; Müslüman ülkeleri işgal eden işgalci güçler nedense o ülkelere barış, demokrasi getiren kurtarıcı gibi bilinçaltlarına işlenmektedir.  Arka fondaki müzik sesi, oyuncuların konuşmaları, ses tonları, sahneler her şey işgalci güçleri insanların bilinçaltlarında meşrulaştırmaya yöneliktir.  Daha da ötesi bazı filmlerde patlama sahnelerinin arka fonunda ezan sesi duyulur, terör ile İslami öğeler bir arada resmedilir bunun sebebi İslam ülkelerinde terör vardır düşüncesini bilinçaltına yerleştirmektir, İslam ile terörü bir araya getirme çabalarıdır. Yani bir başka deyişle İslamofobi dedikleri İslam korkusunun günümüz propaganda araçları ile yaygınlaştırılmasıdır.

İnternette yer alan bazı bilgisayar oyunlarında ise yine din düşmanlığı yapılmakta, maalesef genç zihinlere din düşmanlığı işlenmektedir.  Morhuhn Winter isimli bilgisayar oyununda havada uçan tavukların vurulduğu sahne arkasında bulunan kilise vurulduğunda eksi 25 puan düşülürken, cami vurulduğunda artı 25 puan alınıyor. Bye Bye Mosque isimli bir bilgisayar oyununda ise kırsal kesimlerden bölük bölük gelen Müslümanlar vurulup, camiler yerle bir edilmeye çalışılıyor. Bu şekilde özellikle çocukların bilinçaltlarında dinî inanışları konusunda ayrımcılık ve şiddet ön plana taşınıyor.

İnsan topluluklarını, kalabalık olmaktan, güruh olmaktan çıkartan ve “Millet” yapan “Kültür” dür.  Kültür bir toplumun harcıdır, özüdür, ruhudur.  Kültürü oluşturan unsurları kısaca sıralarsak, dil, din, edebiyat, sanat, ekonomi, siyaset, gelenek, görenek, ekonomi, teknoloji, bilim, eğitim, giyim kuşam tarzı vb. her bir unsurun birleşimiyle kültür oluşur.  Kültür olmazsa toplum olmaz.  Aslında, açık ya da gizlice gönderilen bilinçaltı mesajlar ile yapılmaya çalışılan ‘Tek Dünya Düzeni’dir.  Kendi kültürümüzden örnek verelim isterseniz, büyüklerimiz eskiden mahallede ya da sokakta çocuklara nasihat verir, yanlış yaptıkları konuda uyarabilirlerdi.  Şimdi bırakın sokaktaki çocukları uyarmayı ya da nasihat vermeyi, evinizdeki çocuklarınıza bile bir şey diyemez hale geldik, getirildik.  Seminerlerimde bu konuyu açtığımda inanın hemen serzenişler yükseliyor, “Haklısınız Hocam, geçenlerde benim çocuğa X 9 model akıllı telefon almıştım, şimdi X 10 modeli çıkmış onu istedi, gerek yok dedim sonra almak zorunda kaldım.  Sözümüzü geçiremiyoruz kendi özümüze, çocuğumuza” Örnekler maalesef o kadar çok ki, bu örnek yapılan algı operasyonları ile çocuklarımızın maddi nesneler ile arkadaşları arasında kendisine yer edinme çabasını göstermekle birlikte, tüketim toplumuna dönüştürüldüğümüzün en somut kanıtıdır.  Yani şunu demeye çalışıyorum, ekranlar aracılığı ile yapılan birçok faaliyet (film, bilgisayar oyunu, haberler, duyuru panoları vs.) tüketen sürekli tüketen, kendisine ne verilirse onu tüketen dolayısı ile düşünmeyen, üretmeyen bir dünya toplumu oluşturma çabasından başka bir şey değildir.

Tüm semavi dinlerde de geçtiği üzere adam öldürmeyeceksin, zina yapmayacaksın, hırsızlık yapmayacaksın. Tüm bunları ve bunun gibi birçok örneği yapmak dinen de millen de yasak mıdır? Evet. Gazetelerin üçüncü sayfalarını bakın lütfen 3. sayfa haberleri dediğimiz şiddet, sapıklık, magandalık, cinayet vb. gibi haberler neden arttı?  Artık bu tür haberleri o kadar benimsedik ki artık bu haberler bizleri etkilemiyor bile.  Peki, bu olumsuz davranışlar bilgisayar oyunlarında nasıl meşrulaştırılıyor?  Anneler, babalar çocuklarının oynadıkları bilgisayar oyunlarında neler var biliyorlar mı? Neden çocukları durup dururken saldırganlaşıyor? Bu saydığımız tüm olumsuzluklar bilinçaltlarına kazınıyor. Evet, neler dönüyor dijital ortamda, geleceğimizin teminatı çocuklarımız bilgisayar oyunlarında neler yapıyor? Cinayet işliyor, polis öldürüyor, araba çalıyor, hırsızlık yapıyor, kadın tüccarlığı yapıyor, zina yapıyor. Algı operasyonları devam ediyor, meşrulaştırma süreci işliyor…

  1. Geleneksel medya araçlarının yanında özellikle son yıllarda sosyal medya hayatımızda çok önemli bir yer edindi. Bu mesajlar sosyal medya üzerinden ne şekilde veriliyor etkisi nedir?

Bu sorunuza sizleri ve okuyucularımızı çok sıkmadan, sözü uzatmadan şöyle cevap vereyim; sosyal medya gerçekten çok korkunç hatta benim iddiam şu ana kadar anlattıklarımızın en kötüsü belki de bu çünkü birebir, anında, karşılıklı etkileşim söz konusu…

  1. Son olarak bilinçaltı mesajlar konusunda önemli çalışmalar yapmış ve kitap yazmış birisi olarak bu mesajlardan korunmanın, bilinçlenmenin yolunu bize kısaca anlatır mısınız?

Nasıl korunabiliriz sorusuna, benim cevabım iki yönlü; birincisi belli teknikler ile gönderilen mesajları tespit etmek ve kaldırılmasını sağlamak devletin kurumları ile mümkün olur, gizli olarak verilen mesajı halkımız nasıl anlasın, nasıl çözsün, nasıl önlem alsın, bu konuda, bireyleri ve toplumu olumsuz olarak etkilemeye yönelik bilinçaltı mesajları önlemek ve toplumu korumak için tüm ülkelerde yapılan yasal düzenlemeler vardır.  Örneğin, Amerikan Federal İletişim Komisyonu kanunnamesi bilinçaltı içerikleri yasaklar.  Bu komisyon kurallara uymayan televizyon ve radyo yayıncılarının lisansını ihlalden dolayı iptal edebilir.  Ülkemizde de bu konuda yapılan yasal düzenlemeler bulunmakla birlikte, maalesef denetimler ve yaptırımlar yeterli değildir.  Bilinçaltı mesaj gönderen kapitalist sistemin amacı nedir?  Para kazanmak, çok kazanmak değil mi? Evet. İnsan kazanmak, milli ve manevi değerlerimizi korumak, toplumu eğitmek gibi bir kaygıları var mıdır? Hayır.   Sonuç olarak, onlar için tüketen toplum, tüketim toplumu esastır.  Cezalar kazandıkları paraların yanında bir hiç olduğu için manevi ve maddi sömürüler bir çığ gibi artarak ilerliyor.

Diğer taraftan kültürümüze uygun olmayan ve alenen verilen mesajları fark ettiğimiz zaman yapılması gereken şey gayet basit ve masrafsız, ekranın kapatma düğmesine basmak. Seminerlerimizin soru cevap kısmında bazen şu sorularla karşılaşıyoruz; “Bu konuda bireysel olarak ne yapabiliriz ki? Milyon dolarlar harcanıyor bu filmlere, dizilere, bilgisayar oyunlarına, biz bu sermaye ile nasıl baş edebiliriz ki?” Cevabımız gayet açık ve net “Dini ve milli değerlerimizle örtüşmediğini gördüğünüz, düşündüğünüz tüm ekranları hiç masrafsız kapatabilirsiniz, böylelikle birilerinin yozlaştırma çabaları için harcadığı milyon dolarlar hiçbir işe yaramaz” Çocuklarımızın, ekranları denetimli olarak kullanmalarını sağlamalıyız.  Bu konuda yetkin olan kurumlar kendi kültürümüze, geleneğimize, örfümüze uygun çizgi filmlerimizi, filmlerimizi yapmalıdır, bu alanda kamuoyu oluşturmalıyız.  Bizim kültürümüze uygun olmayan dizi, film, reklâm vb. programları izlememeli, uygun olmayan reklâmlarla bize sunulan ürünleri satın almamalıyız.

Aslında en başta söylememiz gereken ancak vurgulamak adına özellikle en sona bıraktığım son sözümde “Hocam size çok iş düşüyor” diyenlere; “Eğer geleceğimizi düşünüyorsak, dini, milli tüm değerlerimize sahip çıkmak konusunda samimiysek hepimize çok iş düşüyor!”

 

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Yağmur Küçükbezirci

BAKIP GÖRMEK, GÖRÜP FARKINDA OLMAK: TİŞÖRT YAZILARI

Yıllardan beri elimden geldiğince, dilim döndüğünce anlatmaya, çevremdeki insanların dikkatini çekmeye çalıştığım...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir