BİR VAKİT

Bilmiyorum kaçıncı yılkı atıdır geçen.
Boynu bükük, ağzı susuzluktan kurumuş
Ve soluk soluğa kalmış.
Kaç oldu saymadım, sayamadım.
Ve sonra belirsiz bir vakitte,
Çok uzaklardan gelen bir kervanda,
Sıra sıra dizili insanlar.
O insanlar,
Neler taşıyor heybelerinde?
Heybelerinde kaç vaktin aşı var?
Kaç hüzün, kaç mutluluk yerleştirilmiş?
Bilmiyorum.
Yaklaşıyorum kesik kesik nefes alıp vererek.
Utanarak, korkarak biraz.
Duruyorlar aniden ve öylece kalakalıyoruz.
Bir şey söyleyemeden geri dönecekken,
Dönüp her birinin tek tek yüzüne bakıyorum.
Bir avuç karanlık, bir avuç aydınlık var
Her birinin yüzünde.
Tüm detaylara dikkat kesiliyorum.
Sanki bir soru soracak olsam
Her birinin dilsiz olduğunu düşünebileceğim kadar
Sessiz bir an olacak, o an.
Her birinin gözlerine bakıyorum sonra
Birinin bir gözünden yaş akarken,
Diğeri sanki çölün kuraklığına teslim olmuş gibi.
Evet, her birinin iki gözünde olan bu tezatlık,
Beni bir şey söylemekten,
Bir şey sormaktan alıkoyuyordu.

Tümünün başları öne eğik,
Atların öne eğik başları.
Ve nihayet bir vakit
İçlerinden biri, bu sessizliğe,
Şu eğik başlılığa meydan okurcasına,
Kafasını kaldırıp önce gökyüzüne,
Sonra tüm kervana ve bana çeviriyor.
Ah! diyor.
Ah!
Ben ki, doğanın emzirdiği bir çocuktum.
Büyüdüm, serpildim, bir genç oldum.
Şimdi neyleyim ki, beni emziren,
Bana sığınacak bir yer vermiyor.
Ve sonra aniden sustu,
Bir daha hiç konuşmamak üzere
Sustu.
O sustu.
Atlar sustu.
Kervan sustu.
İnsanlar sustu.
Bir vakitti.
Ve o vakit,
Bizi, bir sükûta komşu eyledi.
Ve ben sustum…

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Remziye Bakşi

ROSE

Okunma sayısı: 61
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir