YARINA ELVEDA – 3. KISIM

Bundan sonrası bilinmeyenlerle dolu yeni bir yolculuktu. Belki sonrası bir fırtınaydı bütün her şeyi yerle bir eden, yakıp yıkan ve de yok eden!

Baba İstanbul’a gidecekleri arabayı bulabilmek için bir sağa bir sola koşuşturmaya başladı. Çok geçmeden yanında ince tıfıl, zayıflıktan kemikleri görülen on yedi, on sekiz yaşlarında esmer bir gençle çıkageldi. Genç yüzündeki asık ifadeye rağmen ona verilen görevi yapmak üzere eğildi, yerde duran eski iki bavulu tuttuğu gibi kaldırarak geldikleri yöne doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Baba, karısı ve çocuklarına seslenerek;

”Hadi yürüyün araba bizi bekliyor.”

Bu adımlar bilinmeyen yolculuğa giden ilk adımlardı. Çünkü bir önceki adımlar  onlara yabancı gelmemişti. Yaşadıkları yerlerdi, ağaçlar, kuşlar ve  böcekler tanıdıktı. Tarlaların, evlerin ve insanların kendilerinden farkı yoktu.

Bir sonu olmalı yolların! Bitmeyecek gibi, her an kötü bir şey olacakmış gibi beynimizi kemiren düşünceler. Umutsuz, sonu olmayan düşünceler.

”İstanbul yolcusu kalmasın” diye bağırıyordu ince tıfıl genç, sesi yorgun, itici ve boğucuydu. Bütün bunların gölgesinde bir ailenin yaşam mücadelesi, doğduğu topraklara vedası. Ne kadar da zormuş gitmek!

Her şeyi geride bırakmak sıfırdan başlamak cesaret istermiş.

Ahmet ve ailesi, bilmedikleri bir yolculuğa başlıyordu. Otobüs şoförü son kontrollerinin ardından kontaktaki anahtarı çevirdi ve motoru çalıştırdı. Motor sesiyle birlikte kadın yeniden gözyaşlarına boğuldu. Bu onun hiç beklemediği çıkmak istemediği yolculuktu.  Şoför arabayı geri geri  park yerinden çıkarmaya başladığı gibi aileler yakınlarını son kez görüyormuşçasına el sallamaya başladı. Kimi insan ağlıyor kimi insan da gülerek sevdiklerini yolcu ediyordu.

Anne ve çocukları bir umut, dışarıda onlara el sallayan yakınları varmış gibi otobüsün camından dışarıya bakıyor, gözleriyle onlara el sallayan bir tanıdık göz arıyordu. Oysa hiç tanıdıkları yoktu, kimse olamazdı, olmayacaktı da, biliyorlardı.

Yolculuk uzun, yolun sonu meçhul, bir bilinmeyenin getirdiği korku, korkulu gözlerin varlığı, kalplerde kötü düşüncelerin baskınlığı. Korkular hâkimdi babanın hüzün kaplı yüreğine! Anne hep hüzünlü, çocuklarsa yorgun olanlardan habersiz, çocuklar daha çocuktu! Yolculuk  rüya gibi geliyordu anneye, köyüne, evinin bahçesindeki yemyeşil  ağaçlarına, kuşların cıvıltısına, havanın güzel kokusuna dönecekmiş gibi hissediyordu. Baba ise başını koltuğuna yaslamış yolu seyrediyordu. Karı, koca göz göze gelmekten kaçınıyordu. Sanki bir suç işlemişlerdi ya da kötü bir şey yapıyorlardı.

İstanbul bir hayal. Koca bir kâbus! Küçük bir umut. O küçük umudun içine sığdırılmış hayatlar.

Yolculuğun üzerinden yaklaşık bir saat geçmişti ki büyük oğlan hariç çocukların hepsi yorgunluğa teslim olmuş gözlerini çoktan kapatmıştı. Baba oğluyla göz göze geldi ve büyük oğul gözlerini babasından kaçırdı. Bütün bunların sebebi oydu sanki bir kusur işlemişti. Baba oğlunun davranışını önemsemek istemedi ancak çoktan içine bir hüzün çökmüştü. Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş anne olan biteni büyük bir sakinlikle izliyor, Artık ağlamıyordu! Ömrü boyunca gülümseyen, etrafına sürekli mutluluk dağıtan kadın hüzünle bakıyordu. Kadının yüzündeki gülümse kaybolmuş yerini anlamsız bir acı almıştı. Baba olanlara bir neden arıyor, yaşananların nedeni  olarakta kendini görüyordu. Düşünceler içerisinde henüz yolun başındaydı. İstanbul’a gittiklerinde sıcacık bir evlerinin olacağını hayal ediyordu. Hatta çok çalışırsa eski bir model araba bile alacaktı. İstanbul’un ne de olsa taşı toprağı altındı hatta altından bile daha değerliydi!

Anne otobüsün içindeki insanlara rağmen etrafta onlardan başka kimse yokmuş gibi hissediyordu. Bütün bu yolculuk yalnızca onlar içinmiş gibi geliyordu. Yolculuğun nerede bitecekti?  Otobüs ne zaman duracaktı? Bunları düşünmekten gözüne uyku girmemişti. Otobüs bazen bozkırların arasından bazen de sert kayalıkların var olduğu derin uçurumlardan süzülüp gidiyordu. Yolculuk zordu! Bir buçuk gün sürecekti. Yola çıkalı üç dört saat bile olmamıştı. Bu yol biter miydi?

Bir vakit sonra otobüs yavaşlayarak sağa doğru yanaşarak durdu. Kimi yolcu uykusundan hiç uyanmadı, kimi yolcuysa gözlerini hiç kapatmamıştı Çocuklar derin bir uykudaydı. Otobüsün durduğunu bile hissetmediler. Anne yorgunluğa yenik düşen gözlerini aniden açarak, çocuklarının olduğu yöne baktı ve onların varlığından emin oldu. Bütün bunlar yaşanırken baba karısına seslenerek ” Hadi aşağıya inip sıcak bir çay içelim.” dedi. Kadın kafasını aşağıya doğru sallayarak kocasına onay verdiğini gösteren hareket yaparak yerinden kalktı sonra da kocasını takip ederek aşağıya indi.

Otobüse bindiğinden beri kadın tek bir kelime dahi  konuşmamıştı. Kocası da onun bu halini görünce konuşmaktan kaçınmış sessizliğe bürünmüştü. Ancak artık konuşmaları gerektiğini düşünen kocası, çayından sıcak bir yudum alarak karısının gözlerinin içine bakmakdan konuşmaya başladı.

”Her şeyimizi geride bıraktık, evimizi, toprağımızı arkamızda bıraktık. Mecburduk, mecburdum. Çocuklarımız açtı, çocuklarımız sefil kaldı. Kuru bir ekmeğe muhtaçtık. Geride bıraktığımız şeylerin acısını yüreğime saplanmış bir hançerin acısı gibi derinde hissediyorum. Toprağım, evim., bahçem… Benim derdimi biliyor musun?  Büyüyüp koca adamlar olduklarını görünce beni anlayacaksın bana hak vereceksin. Kim ister doğup büyüdüğü, emek verip, kan döktüğü toprağını bıraksın ha?  Kim ister?  Söyle kadın kim ister?” Kadın gözyaşlarını tutamıyordu. Yol boyu konuşmayan kadının ağzından ansızın cümleler dökülüverdi;

Em ber bayeki ketın

Em lı ber bayeki ketın, me avét dura.

Lı waré ğeribiyé em xerab bun

Axame desté kédeyı

Em lı küderéyı

Em bı küderé dıçe.

Em lı ber bayeki ketın

Em lı durın, waré ğeribiyénın

Haléme xerabe

Dıléme xwin dıgıri xwin… (1)

(1) Bir rüzgâra tutulduk, Savurdu, savurdu bizi uzaklara, Yaban ellerde viran olduk, Toprağımız kimin elindedir. Biz neredeyiz? Biz nereye gidiyoruz? Bir rüzgâr savurdu bizi. Uzaktayız yaban ellerde, Halimiz harap. Yüreğimiz kan ağlıyor kan…

Ardından kadın sendeleyerek yere doğru çöktü. Kadın yeniden ağlamaya başladı. Kocasının gözleri dolsa da karısına fark ettirmek istemedi. Karısının yanından sessizce yürüyerek ileriye doğru gitti sonra da cebinden tütün tabakasını çıkardı. Titreyen elleriyle sigara sarmaya başladı. Adam sigarayı sarmak için büyük çaba gösteriyor, ellerini kontrol edemiyordu. Bilmediği korku sarmıştı bütün bedenini. Titriyordu, gözleri kızarmış, gözleri kan çanağına dönmüştü. Sigarasını zar zor sararak ağzına götürdü, iki dudağının arasına yerleştirdi. Bunu yaparken zaman durmuş gibiydi. Hüzün dolu bir sessizlik çökmüştü mola yerine, sanki bütün insanlar susmuş, bütün sesler yok olmuş, sadece kadının hıçkırıkları duyuluyordu. Sigarasından bir nefes alan adam, karısının olduğu tarafa gitti. Onu ayağa kaldırıp sarılmak, teselli etmek yerine yanına çöküp hıçkırıklara boğuldu. Bunu gören kadın kocasının gözlerinden akan yaşları yanaklarından siliyor bir yandan da ona ağlayarak eşlik ediyordu. Karı koca çevrelerindeki kalabalığı umursamıyor, kimse yokmuş gibi ağlıyor,  hıçkırıkları susturmak için hiç bir çaba sarf etmiyorlardı.  İnsanlar yaşanan bu duruma sessiz kalarak tepki gösterdiler. Herkes yanındakiyle konuşmaya, yemeğini yemeye ve gülümsemeye devam etti.  Sanki onlar için bu yaşananlar alışılmış sıradan bir manzaraydı. Bu sırada büyük oğlan ve Ahmet uyanmış anne ve babasını otobüsün içinde göremeyince endişeli ve korkulu bir şekilde camdan dışarıya baktılar.  Camdan dışarıya gözlerini çeviren çocuklar anne ve babalarını yere çökmüş ağlar bir vaziyette görünce birbirlerine sarıldılar ve ağlamaya başladılar. Herkes ağlıyordu, herkesin suratı asıktı. Hüzün sarmıştı etraflarını, hüznün gölgesinde bir anne ve baba çocukları için bilmedikleri diyarlara gidiyorlardı, gitmek zorundaydılar!

(Yazı dizisi olarak yayımladığımız ‘Yarına Elveda’ adlı hikayenin devamı olan 4. Kısım’ı buradan okuyabilirsiniz)
Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Murat Tursun

YARINA ELVEDA – 8. KISIM

Hepimiz bir rüya içindeyiz.  Kiminin rüyası mutlulukla, kiminin ise acılarla dolu. Ahmet...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir