PERSPEKTİF

Kendinizi hiç istemediğiniz bir tartışmanın ortasında bulduğunuz oldu mu? Anlatmaya çalıştığınız noktaların hep ıskalandığını, karşı tarafa değil hedeflediğiniz konuyu, hedef tahtasını bile anlatamadığınız oldu mu? Bütün argümanlarınız birer ıskadan ibaret, karşı tarafın sabit bir noktayı kendi başına ısrarla yumrukladığını gördünüz mü? Usulca uzaklaşırken kendinize “bu neydi ki şimdi?” diye sordunuz mu?

İnsanlar arasındaki mesafe bazen fiziki uzaklıktan ziyade zihniyetlerde başlar. Türk Dil Kurumu ‘perspektif” kelimesini “bakış açısı” olarak tanımlıyor. Resim sanatında ise: “bulunduğunuz yerden, bir yüzey üzerine görüldükleri gibi çizme sanatı” olarak betimleniyor perspektif.  Aramıza mesafe sokan aslında aynı noktada durmadığımız için olaylara ve durumlara aynı perspektiften bakamıyor oluşumuz. Baktığımızda herkes kendine göre haklı bile olsa, “benim gördüğüm bu efendim, görünen köy kılavuz ister mi?” diye tutturuyoruz. Peki ya bakış açımız olayları tüm açıdan görmemiz için yeterince geniş değilse? Kendimize hiç hata payı bırakıyor muyuz?

Bir müteahhit düşünün, “deniz manzaralı apartman daireleri” diye ilan asmış ama tüm daireler deniz görmüyor. Giriş katına bakıyorsunuz, görünen sadece bahçe. Birinci kata çıkıp bakıyorsunuz, manzara yine bahçe ve sokağın bir kısmından ibaret, gelen geçen kişileri seçebiliyorsunuz. İkinci kata çıkıyorsunuz, bahçe küçülüyor, sokağın daha fazla kısmı görünüyor, katları çıktıkça daha az bahçe, daha çok sokak görüyorsunuz. Altıncı kattan sonra bahçe hiç gözükmüyor, sokakta insanlar küçücük seçiliyor, deniz manzarası başlıyor. Onuncu katta ise deniz tamamen ayaklar altında ve hatta boğaz bile seçilebiliyor. Apartman aynı apartman, yeri aynı, deniz aynı deniz, aynı yerinde duruyor ama manzara sizin bulunduğunuz yere göre farklılık gösteriyor. “Apartman bahçe manzaralıdır” diyene de “yalancıdır” diyemeyiz, “apartman deniz manzaralıdır” diyene de. Kendi perspektifimizden ne görürsek ona inanmak ise bu noktada sığ bir yaklaşım olur.

Perspektifler insanların yıllar içinde yapmış oldukları bilgi birikimlerine, dünya görüşlerine, değerlerine, kültürlerine göre farklılıklar gösterir. Hangi katta duracağımıza aslında kendimizi ne kadar geliştirdiğimizle doğru orantılı olarak kendimiz karar veriyoruz. Giriş katındaki bir insanın bahçe konusunda söylediklerini can kulağıyla dinlemeli, deniz manzarası hakkında atıp tutma ihtimalini de göz önünde bulundurmalıyız. Yani duyduklarımızı gördüklerimizle ilişkilendirip, karar mekanizmamızı perspektiflere göre çalıştırmalıyız.

Perspektiflerinde direten insanlar görürüz. Söyledikleri anlamsız gelir, akla uygun olmayan yerlerini tartışırız ama bir arpa boyu yol alamayız. Bu durumda da o kişinin bulunduğu noktadan memnun olduğunu, aslında başka bir perspektif görmenin konfor alanı dışına çıkacağından kendisini huzursuz hissetmesine yol açacağını da anlamak gerekir. Herkese her şeyi kabul ettiremeyiz. Olgunluk, bireyleri olduğu gibi kabul edebilmekten geçer.

Peki ya perspektifler arasındaki mesafe uzaklaştıkça ötekileştirmeler olursa? “Sen bahçecisin”, “sen denizcisin” olarak insanlar birbirlerini sınıflandırmaya, hatta dışlamaya başlarlarsa? Pekâlâ bu da mümkün, hatta sıklıkla da karşılaşılan bir durum günümüzde. Bu noktada da empati yeteneğimize sıkı sıkı sarılmalıyız. Karşımızdakinin yalnızca bahçe ya da yalnızca deniz konusunda diretmesinin arkasındaki perspektifi anlamaya çalışmalı, perspektifinden hoşlanmıyorsak da kalbini kırmadan yavaşça uzaklaşmalıyız.

Zaman zaman kendi bulunduğumuz noktayı da değiştirmek, kendimize farklı perspektif açıları sağlamak duruşumuza iyi gelir. Yıllar içinde perspektifimizi kültürle geliştirmeli, başkalarının durduğu noktaları da anlamaya çalışmalıyız. Unutmayalım ki insan hep esneyemediği yerlerinden kırılır…

 

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Nurcan Soares

TUTKUNUN PEŞİNDEN GİTMEK

“Tutku” kelimesi kadar sihirli kaç kelime duymuşumdur, bilmiyorum. İçimde ılık bir heyecan...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir