KALDIRIMDA KANAYAN DİZ: FUTBOL

Kimi zaman sert geçen maçlarda abilik taslasak da aslında hep iyi çocuklardık. Kimilerimiz en markalı kramponuyla hava atar, forvet oynardı, kimilerimiz ise aldığı krampon eskimesin diye kaleci olurdu. Tıpkı Albert Camus gibi…

Şair sormuş; Neden kale?

Çünkü en az kalecinin ayakkabısı yıpranıyor demiş bizim Camus. Müthiş bir cevap gerçekten. Gerçeklik ile hayal dünyası arasına sıkışmış bir cevap. Belki forvette bir orkestra şefi olacaktı ayakkabısı fazla olsaydı.

Düşünsenize bir ayakkabı bazen mevki bile seçiyormuş!

Her neyse biz sokağa dönelim.

Sokaklar da çok oynadık tabi. En çok da futbol. Önce bir top bulduk, sonra iki taşla kale kurduk. Kale de ne kale ama haa… Biz çocuklar için o kale bir şehir kapısı. Gol yenirse hüzün çöker, gol  atılırsa sevinç çığlıkları sokağı sarar.

Birçok oyunu harmanladık nitekim. Mesela bilye oynarken iyi nişan almasını öğrendik ki futbolda iyi frikik vuralım diye!

Bazen kalecinin boş bakışları arasında attığınız goller sokakta gündem olur. Büyük topçu olacak söylemleri ilk o zamanlarda üzerinize yapışır. Bak bundan Brezilyalı Bebeto olur derler, kimine göre de Maradona. Tabi araya bizim Anadolu topraklarında çamurla topu buluşturanlar da girmiyor değil.

Futbol borsada değil, arsada güzel diyen Metin Kurt karakteri, Lefter sevdası , Baba Hakkı vefası, maden ocağından aldığı eldivenle kalesini müdafaa eden Trabzon’lu Şenol Güneş’in azmi de çocukların kulağına fısıldanır.

Hayallerin ilk durağıdır sokaklar…

Bir çocuğun hızlı düşünüp karar vermesidir sokaklar. Barcelona altyapısında antrenörler; minik futbolculara topu hızlıca ayaktan çıkarıp pasa yönelik oynamalarını söyler. Bizim çocuklar ise hızlı paslaşmaları dar sokakların eskimiş kaldırımlarında yapardı.

İmkan yoksa, çocukların ufku vardı.

Çocuklar dürüsttü. Aileden başlayan öğrenme süreci sokaklarda pratiğe geçiyordu.

Belki tam teşkilat bir sahanız yoktu ama iki taşla yapılan üst direğin olmadığı kalelerin bir adaleti vardı.Kaleci ne derse o…  Kalecinin boyuna bakılarak hukuk teraziye alınırdı…

Kaybedenin hırçınlaştığı ama kazananın teselli ettiği bir ortamda sepetten salınan ekmek araları bir sonraki maçın planları devreye girerdi.  Sonuçta aynı sokağın çocuklarıydılar. Bunun bir de mahalle maçları var, kenetlenme zamanı : )

 

Mahalle maçları bir nevi Dünya Kupası’na denkti

Kendi aralarında sokakta mücadele eden çocuklar, mahalleler arası yapılan maçlarda birer ülke takımı temsilciliği görevi üstleniyordu.

Belki de kendilerinin aldığı ilk sorumluluk duygusu bu yoldan geçiyordu.

Öyle ya ; sokaktaki büyüklerine anlatacak güzel hikayeleri vardı onların.

Sorsanız çoğuna; eski zamanlardaki anlarını unutamadıklarını söylerler. Çocukluğunu  mahalle maçlarında bırakan birçoğumuz, eskiyi hep anımsayıp, hafızada tutacaktır.

Kuşaklar arası farklılığın nedeni çoktur ama biz bu güzel çocuklara daha güzel imkanlar verelim. Biz dizimizi sokakta toplara kayarken kanattık ama onlar her mahalleye inşaa edilen çim sahalarda tertemiz toplara kaysınlar.

Her eski hatırlanmaya mecburdur ama unutmayalım ki “her kuşağın şansı kendinedir”

Sevgiyle…

 

 

Yazı Etiketleri
, ,
Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Ferhat Kızıltaş

KALDIRIMDA KANAYAN DİZ: FUTBOL

Kimi zaman sert geçen maçlarda abilik taslasak da aslında hep iyi çocuklardık....
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir