KABUKTAN ÇIKAN HAYAT

Büyümek isteriz delice… Baharımıza koşmak, renklerimizle boyanmak… Ve o çok istediğimize kavuşuruz sonunda. Hayat, bizi bağrından; kuru topraktan çiçek filizlendirdiği gibi meydana getirir.

Yolculuğa başladığımızda hepimiz rengârenk baharımızdaydık.  Başımız dumanlı, gözümüz kara, heyecanımız dorukta… Hesapsız, kitapsız alabildiğine karmaşık duygular içerisinde bir o yana bir bu yana… Yeni yürümeye başlayan bir çocuk gibi dengede durmaya çalışıyorduk.

Oysa büyümek isteğe bağlı ilerlemiyor. Bir anda hamalı olduğumuz hayatın ortasında buluyoruz kendimizi… Tekrar çocukluk yıllarıma dönebilsem, sürekli hemen büyümek isteyen o halimi tokatlamak isterdim. “Büyümek, çoğu zaman suratına hızlıca çarpan beşkardeşler gibidir.” derdim. Belki de hayatla ilgili ilk dersimi erkenden öğrenmiş olurdum. 

Fani dünya!.. Sonu olduğu halde hiç bitmeyecekmiş gibi hissettiğimiz, ona muhtaç bir mülteci gibi ayrılamadığımız, bir aşevi edasıyla bizi kapısında sıraya sokan… Büyümekle ders verdiği yetmezmiş gibi bir de içimizdeki masum çocukluğu sömürerek kendimizi geliştirmemizi ister.

Hayat, çocukken pamuklar arasında yetiştirdiğimiz fasulye tohumu gibi adeta… İlk olarak kendi içimizdeki besini tüketerek filizlenmemizi ve kök vermeye başlamamızı ister. Daha sonra yaşama güzel bir görüntüyle merhaba deyip, heybesinde biriktirdikleriyle besin kaynağı olabilir insan. Konu büyümekte değil aslında insanın kendini hiçlikten, var olabilme konumuna getirmesinde… 

İbnRüşt; “Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur, içten bir güçle kırılırsa yaşam başlar. Zira sahih dönüşümler hep içten gelir.” demiştir. Hayatın karından, tipisinden geçmek, baharının yağmurlu ve çamurlu yollarında yürümek, yazın sıcağında kavrulmak, sonbaharının yapraklarıyla dökülmek gerek ki kendi benliğimizi delip yeni bir yaşama fevkalâde bir şekilde başlayabilelim. 

İnsanın yaşama ilk adımları hayatında meydana gelen dönüm noktalarından geçer. Her nokta ise karşındaki insana biraz daha saygı duymakla başlar. Yaşadıkça daha çok yol ayrımlarıyla karşılaşırız. Önemli olan her yolun sonunda hoşgörüyle gönlümüzü açabilmektir. 

Şöyle bir kıssa okumuştum; “Hz. Mevlana’yı kıskanan biri ona mektup yazar: ‘-Ey Mevlana, hristiyana gel dersin, yahudiye gel dersin, dinsize gel dersin! Dinimizde böyle bir şey var mı, bu nasıl bir din anlayışı?’ Mevlana, mektubu uzun uzun okuyup düşündükten sonra arkasına şöyle yazar ve geri gönderir: ‘Sen de gel…’” 

İş büyümekte değil, kendine değer verip, gönlünü olgunlaştırmakta saklı. Çünkü biz bedenimizle değil, ruhumuzla insanız. Hesaplar yaparak kabuğumuzdan çıkamayız. Cesaretimiz kaybolur ve dışarıdan birinin kabuğumuzu kırmasıyla hayata bir sıfır yenik başlarız. Belki de bize ait olmayan bir hayatı yaşamak zorunda kalırız.

Hayat, kendin olduğunda ve içindeki güzellikleri keşfedebildiğinde anlam kazanır. Kendin için nasıl yanıp ve piştiğindir. En başta kendini sevmektir. O, bu, şu olarak yaşamak yerine ben diyebilmektir. Samimi düşüncelerini açığa vurmaktır. Bir kediyi kollarının arasına alıp onunla saatlerce zaman geçirebilmek… Karıncaların dev gibi gördüğü bizlerin gailesizliğine rağmen onların çalışkanlıklarına bakıp hayran kalmaktır. Ya da yağmurun altında toprak kokusuyla bütün kötülüklerin o küçük damlacıklarla temizlenip, akıp gittiğine inanarak, kollarını açıp seni yıkamasına izin vermektir. 

Büyümek yahut kabuğunu kırmak belki de içinde hiç büyümeyen çocuğu keşfetmektir. O çocukla delice, çılgınca, söz dinlemeyerek eğlenmektir. Hayat bir ezan bir de salâ arasında geçen amansız bir yolculuktur. Atla mutluluk karavanına, kim ne derse desin uzun ince bir yolda keyfine bak. Çünkü yaşam tek kişilik yatılı bir hayattır. Kendimizin misafiriyiz… İyi ağırlanmak da yine bizim üzerimize düşüyor haliyle… En başta kendi kıymetimizi bilmek ve hayatı, her zaman dediğim gibi farkında olarak yaşamak dileğiyle…

İstikamet; kabuğundan çıktığımız hayatı anlamaya…

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Büşra Yeşilbağ

GÖNLÜMÜN MİHRABI

Sıcak bir Haziran sabahı, kapısını bayrama aralamış, yıllanmış sohbetlerin fısıltılarına ev sahipliği...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir