SÜKUT

“Sen duyduklarına inanıyorsun. Söylenmeyene inan, çünkü; insanın sessizliği sözcüklerinden daha yakındır gerçeğe” der Halil Cibran. Sükut ile ilgili çok söz vardır, eskiden beri söylenir, döner dolaşır dillerde. Hatta hemen her seferinde övülür bu meziyet.

Atasözleri özdeyişlerde de geçer: “Susmak en güzel cevaptır anlayabilene”, “Susmak huyların efendisidir”, “Söz gümüş ise sükut altındır”, “Ya hayr söyle ya da sus” vs. vs. Tüm bu sözler susmanın ne derece mühim olduğunu anlatır bize aslında. Şimdilerde ise çok konuşan kişiler her zaman birkaç adım önde gibi durur. Oysa ki; çok konuşan kişi, çok hata yapabilir, çok konuşan kişi, her konuştuğunu doğru  ifade edemeyebilir. Çok konuşanın her şeyi bildiği de söylenemez. Çok konuşan insanlar çok övülürken, susan kişiler ise türlü yakıştırmalara maruz kalır. Biri susmuşsa bu susan kişinin hiçbir şey bilmediği anlamına gelmez. Bunca gürültünün arasında sessiz kalmaları bir tercihtir sadece. Hani bir söz daha vardi ya: pazarcı bağırır, kuyumcu bağırmaz diye… Belki de onların konuşmamaları onların olgunluklarındandır. Bazen karşımızdakine “nasılsın” diye sorarız. Kupkuru yavan, laf olsun diye söylediğimiz bir sözdür bu. Karşı tarafın da gayri ihtiyari tek kelime çıkar dilinden: ‘iyiyim’… Başka bir şey demeye de gerek duymaz alabildiğine susar sadece. Aslında iyi olmadığı bellidir ama bunu yalnızca hal durumunu okuyanlar anlayabilir. O kadar hal bilmezin içinde “iyiyim” kelimesini dile yamamak en doğru davranıştır.

Şimdilerde kimse kimsenin umurunda değil. Dile pelesenk olmuş kelimelerle yaşıyoruz hayatı. Oysa ki birinin gerçekten nasıl olduğunu merak etmiyorsak, onun derdiyle dertlenmeyeceksek “nasılsın” demenin ne hükmü vardır. Kuru bir kelimeye verilecek cevap da tek bir kelime ‘iyiyim’… Belki, bu tek kelime içinde; en büyük acıları, imkansızlıkları barındırır. Kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyordur. Neleri hangi gerçekleri gizliyordur, hangi çıkmazların içindedir. Kopan bir fırtınanın ardında kalan, kırılmış dökülmüş ne varsa toplayıp soranlara ise sadece “iyiyim” kelimesi dökülür dilinden. Söz ile yaklaşamazsınız artık o kişiye haliyle hallenirseniz anlayabilirsiniz onu. Hem zaten söze de dökülmez her şey. Azıcık anlayışa sahip olması gerek her insanın. O söylemeden anlayabilmesi gerek, çare olması gerek. Müslümanız ya, o kişinin derdiyle dertlenmemiz gerek, insanları bir kitap gibi okumak gerek onlar daha kendini anlatamadan, anlatmaya gerek duymadan. Anlamak istemiyorsak eğer hiç onların yakınlarında dolaşmamamız gerek. Bir söz vardır ya; konuşan kişi kolay kolay derdinden ölmez diye. Anlatmak iyi gelir her insana. Eskiden ‘ince hastalık’ denilen bir hastalık varmış. Bu hastalığa derdini anlatmayan çok fazla konuşmayan kişiler yakalanırmış. Belki sevdasını gömmüştür kalbine belki başka bir özlemini. Dertlerini anlatamadıkları için dertleri, dert olur içlerine. Bu dünyadan anlaşılmadan da göçüp gitmişlerdir. Diğer taraftan, bir de, hayatta çok acı çeken insanların çok güldüklerini söylerler. Ruhlarında açılan derin yaraları belki de bu yolla kapatmak isterler. Şen kahkahaların ardında, kim bilir hangi sırlar, hangi gerçekler, hangi acılar gizlidir. Artık eskisi gibi değil bu zaman ya da eskisi kadar içten, vefalı değil insanlar. Tüm gerçekleri anlatamaz çoğu zaman insan, bazen susarak konuşur. Bize de bu susmaların ardındaki gerçekleri görmek  düşer. İnsanı söylediklerinde değil söyleyemediklerinde aramak gerek. Bu kadar hal bilmezin arasında halden anlayan olmak gerek.

Bu kadar hal bilmezin arasında belki de en iyi şey susmaktır.

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Perihan Sağır

KENDİNİ BUL

Okunma sayısı: 84
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir