Nefret Dilini Bir Kenara Bırakın

Merhaba değerli okuyucular;

Son zamanlarda toplumun her kesiminde iliklerimize kadar hisseder olduğumuz nefret ve ötekileştirme hali bizi derinden yaralamakta, elimizi taşın altına koymayı gerekli kılmaktadır.

Yaşam dediğimiz bu hikâyede biz hepimiz aynı dünyaların insanlarıyız. Aynı oksijeni solur, aynı sudan içeriz. Hangi ırktan hangi dinden hangi zümreden olursak olalım nihayetinde insanız. Yaşadığımız toplum bizlere farklı sıfatlar, farklı makamlar ve farklı hayat standartları sunsa da bu hikâyenin ilk başladığı ve son bulacağı yerdeyiz: insan olarak doğup, insan olarak öleceğiz.  Ancak insanoğlu duygularının esaretinde yaşayan bir varlık. Sevgi, saygı, nefret, öfke, ötekileştirme gibi birbirine zıt duyguları aynı zihinlerde barındıran bir beden…

İnsan olarak birlikte huzur içinde yaşamanın hamuru sevgi, saygı, hoşgörü; mayası da dostluk ve kardeşliktir. Fakat hayatın kendisi zıtlıklar bütünüdür; iyi ile kötü, güzel ile çirkin hep yan yana durur. Bu bağlamda nefret ve ötekileştirme içimizde yaşayan bir virüs gibidir.

Nefret ve nefret söylemi, toplumun birlikte yaşama kültürünün oluşması ve devam ettirilmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Nefret suçlarının bir tetikleyicisi olarak kabul edilen nefret söylemi, bir kişiyi ya da grubu ırkı, etik kökeni, cinsiyeti, dini, mezhebi, siyasal tercihi, ideolojisi, sosyo-ekonomik durumu, fiziksel özellikleri, fiziksel engeli ya da hastalığı nedeniyle ayırt etme, dışlama, ötekileştirme, aşağılama, hedef gösterme, yıldırma, düşmanlaştırma gibi nefret biçimlerini ifade eden, yayan, teşvik eden, savunan dilsel pratiklerdir.

İnsan, doğası gereği gruplaşma ve kendini bir gruba ait hissetme eğilimi içindedir. Bu eğilimin altında yatan neden ise toplumsal bir kazançtan ziyade, bireysel çıkar gözetimi yatmaktadır: Olumlu bir öz değerlendirme ve benlik saygısını yüceltme gereksinimi. Bu noktada karşımıza, kimlik duygusunun önemli bir boyutu olan ‘sosyal kimlik’ kavramı çıkmaktadır. Kendisini sosyal kimlik yani grup üyeleri üzerinden tanımlayan birey, çoğunlukla diğer insanları da ‘birey’ olarak değil, bir toplumsal ‘grubun üyesi’ olarak algılamaktadır. Bireyleri ‘erkekler’, ‘Müslümanlar’, ‘yaşlılar’, ‘Ermeniler’ gibi sosyal sınıflandırmalara tabi tutmaktadır.

Bu sosyal sınıflandırmanın bir sonucu olarak ‘biz’in dışında kalanlar ‘onlar/ötekiler’ biçiminde tanımlanmakta, ‘biz’ kavramı ötekiler üzerinden anlam kazanmaktadır. Bu tanımlama ve anlamlandırma çabasının kaçınılmaz sonucu ise ‘biz’ ve ‘onlar/ötekiler’ karşıtlığıdır. Kişinin kendisini konumlandırdığı ve kendisini ait hissedip tanımladığı yere göre kendisinden farklı olan ‘onlar/ötekiler’ değişmektedir. Ön yargılar, kalıp yargılar, yabancı korkusu, yabancı düşmanlığı, homofobi ve ırkçılık gibi nedenlerle ‘biz’ ve ‘onlar/ötekiler’ arasındaki ilişki, kimi zaman ayrımcılık, dışlama, reddetme, dumanlaştırma, nefret söylemi geliştirme, nefret suçu gibi olumsuz biçimlerde ortaya çıkabilmektedir.

Günümüzde nefret söyleminin en çok üretildiği ve dolaşıma sokulduğu mecralardan biri yeni medyadır. Yeni medyanın katılımcı, kullanıcı türevli ve âdem-i merkeziyetçi yapısı, onu geleneksel medya karısında ayrıcalıklı ve üstün bir konuma yerleştirirken, nefret söyleminin de yaygın ve denetimsiz bir şekilde üretilmesine olanak tanımaktadır.

Nefret söylemi, nefret suçuna giden sürecin çıkış noktası, yani nefret suçunun önünü açan tahammülsüzlüğün ve hoşgörüsüzlüğün bariz dışa vurumudur. Nefret söylemi içinde potansiyel şiddeti de barındırır. Nefret söyleminin en önemli zararlarından biri de şiddetin altyapısını hazırlamasıdır.

Piramitte görüldüğü üzere, suç sayılmayacak kadar küçük eylemlerden en büyük insanlık suçu olan soykırıma kadar uzanan eylemler vuku bulabilmektedir. En nihayetinde insanın içinde barındırmış olduğu nefret ve onun tetiklemiş olduğu nefret suçları bu duruma sebebiyet verebilmektedir.

Bu konu sayfalarca yazılabilir, kitaplara basılabilir. Nefretimizin boyutu, bazen havsalamızın alamayacağı kadar büyüklüğe erişebilir. Sözün özü, insan düşünen ve düşündüğünü harekete geçirebilen bir varlık olması hasebiyle kötülüğün de sınırı yok iyiliğin de… Biz insanlara düşen yaptığımız her eylemi akıl tartısında tartmak, vicdan muhasebesine tabi tutmak. Hoşgörü, saygı, sevgi ve iyilik kavramları sınırlı ömrümüzde insanca yaşamanın vazgeçilmez temelleridir.

Dünyada güzel olan ne varsa sevginin ve iyiliğin ürünüdür. Bu dünya iyiyse de kötüyse de biz insanların eseri!  Nefreti bir kenara bırakın, sevgiyi, saygıyı ve hoşgörüyü kuşanın. İnsan olmanın onurunu, yaşamanın sevincini ve birlikteliğin huzurunu yaşayın.

“Nefret etmeyin. Nefret taşınmayacak kadar ağır bir yüktür.” Martin Luther King

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR:
Hülya Öztekin, Yeni Medyada Nefret Söylemi: Ekşi Sözlük Örneği, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi
Zeynep Burcu Vardal, Nefret Söylemi ve Yeni Medya
Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Ramazan Akın

Nefret Dilini Bir Kenara Bırakın

Merhaba değerli okuyucular; Son zamanlarda toplumun her kesiminde iliklerimize kadar hisseder olduğumuz...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir