NEDEN SEVMEYİ BECEREMİYORSUNUZ?

Bazen cümleye en sonda söylenecek şeyi en başta söyleyerek başlamak gerekiyor. Çünkü haykırmak istiyorsun, dayanamıyorsun. Hemen sormak istiyorum bazı insanlara:

– Nasıl bu kadar katı oluyor yüreğiniz?

– Neden sevmeyi beceremiyorsunuz?

– Niçin sürekli kendinizi diğer insanlardan üstün görüp onları aşağılama ihtiyacı hissediyorsunuz?

Bu soruların muhatabı olan insanların ‘nefret söylemleri’ ve ağızlarından, yüreklerinden çirkeflik akması sadece onların mı sıkıntısı yoksa toplumdan mı kaynaklanıyor derin bir psikososyal araştırmayla ortaya çıkarılması gereken bir durumdur. Aksi takdirde bazı insanların kin ve nefretlerinin devamı böyle yüreğimizi burkacak, bazen sinirlendirecek ufak çaplı kaosların sürmesine neden olacaktır.

Bu tür insanları dışlayarak, linç ederek de bu sorunu çözebileceğimizi zannetmiyorum; aksine bu tür insanlara sevgi aşılamamız gerekiyor. Çünkü dünyayı sevgi ve barış kurtaracaktır…

Son dönemlerde görüyoruz haberlerde, sosyal medyada dolaşan görüntülerde çalışanı azarlayan, hakaret eden kendini beğenmişler, sokak hayvanlarına işkence eden veya katleden caniler, kadınları ve çocukları döven erkek müsvetteleri ve daha niceleri…

Nefret söylemleri gündelik hayattan beslenir. İnsanlar; ben ve öteki kalıbına kendilerini koyup karşılarındakine statüsüne göre davranıyorlar. Yani maddi ve konum olarak kendilerinden üstün olanlara sonsuz bir mecburi saygı gösterirlerken, kendinden düşük gördükleri, kendilerine mecburi saygıda bulunması gereken kişilere de birer ‘böcek’ muamelesi yaparak ağzına geleni söyleyebiliyorlar. Bu verdiğim örnekteki adamına göre saygıda kusur etmeyen veya her hareketi kusurlu insanlar genelde kendi gelişimini tamamlayamamış, sonradan görme veya adaptan nasiplenmemiş kişilerdir.

Özellikle sosyal medya ve haber sitelerinin gündemini meşgul eden hava alanında görevliye hakaret eden kadının; sokak köpeklerine işkence eden, öldüren, uzuvlarını kesen canilerin; küçük bir çocuğu arabasının camına erik fırlattığı için öldüresiye döven kişinin; eşlerine ve çocuklarına işkence eden erkeklerin, kendisine emanet edilen küçücük çocuğu döven bakıcıların haberlerini dehşetle ve utançla takip ediyoruz.

Her insan bir kalple doğuyor ve her insanın kalbinde doğuştan itibaren merhametin, sevginin olduğuna inanıyorum. Peki, bazılarının o merhameti ve sevgisi nereye gidiyor? Sevgiden boşalan yüreğe nefret nasıl yerleşiyor?

Bu insanları bu kadar nefrete iten, merhametin zerresini kendisinde barındırmayacak seviyede katılaştıran şey nedir?

Bence bu sorular üzerinde durmalı, bunun nedenlerini ciddi çalışmalar yürüterek ortaya koymalıyız. Yoksa bu nefret tohumları daha çok büyüyüp yeni meyveler verir. Bu kurtlu, zehirli meyveler de bizim daha fazla hastalıklı bir toplum olmamıza yol açar.

Oysa ki sevgi gibi yoldaş da aş da yoktur. İnsan sevgisiyle, merhametiyle insandır. Bizi hayvanlardan ayıran özelliklerimiz diyecektim ki vazgeçtim. Çünkü bazı hayvanlarda öyle sevgi, merhamet ve vefa örnekleri görüyorum ki insanlığımdan utanıyorum.

Sözün özü şu ki; ancak sevgi dolu yürekler nefrete kalkan olur, katı yürekleri yumuşatır. Biz doğru olalım da varsın eğri belasını bulsun. Sevelim, sevilelim…

 

 

Yazı Etiketleri
, , ,
Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Numan Babacan

İLBER ORTAYLI’DAN “BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR?” DERSLERİ

İLBER ORTAYLI’DAN “BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR?” DERSLERİ Türkiye’nin en entelektüel isimlerinden Prof....
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir