BİLİNMEZE ALIŞMAK

Hepimiz kendi imkanlarımız dahilinde oluşturduğumuz konfor alanımızın içinde mutlu mesut yaşarken (ne kadar mutlu olduğumuzu o zaman farkında değilmişiz) bir anda kendimizi ölüm tehlikesi altında, kısıtlanmış ve kapatılmış olarak bulduk. Avcı ve toplayıcı dönemden beri uygarlık üzerine uygarlık kuran, yaşadığı evrene bile artık sığamayan insanlık, salgın bir hastalığın pençesinde kıvranıyor.

Evlerimizden çıkamazken, aklımızda belirsizliklerle ilgili binlerce soru uçuşurken aslında bir açıdan da eşitlendik. Hayata dair gerçeklerin gelir düzeyine, eğitim düzeyine, oturduğumuz semte vesaire bakmaksızın herkes için geçerli olduğunu gördük. Sağlık sistemlerinin vahim derecede önemli, sağlık çalışanlarının ne denli kıymetli olduğunu anladık. Devlet yönetim şekillerinin halkları hayatta tutabilmekte ne büyük rol oynadığını gördük. Kafamızdaki güçlü devlet veya güçlü toplum kriterleri çok değişti. En çok özenilen toplumların bile ne büyük acılara sahne olduklarını gördük.

Dolabımızda kaç çeşit giysi, kaç çift ayakkabı olduğunun bir önemi kalmadı şu an. Kapısında son model arabası olan da kullanıp çıkamıyor, külüstür arabası olan da. Hedonistik tüketim alışkanlıklarımızın yerini hayatta kalmak için en gerekli olan tüketim eğilimleri aldı. Bir zamanlar en havalı restauranttan yer bildirimi yapmak önemliyken, şimdi en havalı ekmeği yapıp fotoğraflarını paylaşmak önemli. “Havalı” olmak hala elzem, bilinç altı ilintili davranışlarda bir değişiklik yaşanmadı.

Tüketim eğilimlerine bakılınca toplumdan topluma farklılıklar görülmesi aslında Maslow’un İhtiyaçlar Piramidindeki basamakları ne kadar farklı yorumladığımızı gösterdi. Bazı toplumlarda tuvalet kağıdı en çok satın alınan ürünlerden olurken, bazı toplumlarda un ve bakliyat stoklaması yapıldı. Evden çıkma yasağı ilan edildikten sonraki yaklaşık 12 saat ise her toplumda yağmalamaya yakın bir alışveriş patlamasına sebep oldu. İnsanın virüs bulaşmasından daha üstün, varolduğundan beri süregelen bir korkusu vardı: aç kalmak.

Önümüzdeki günlerde çalışma şekillerimiz, tüketim alışkanlıklarımız ve hatta halet-i ruhiyemiz nasıl olacak bilemiyoruz. Çok yakın gelecekteki bir tarih ile ilgili bile tahminlerde bulunamıyoruz. Ancak bu ne idüğü belirsiz krizle yaşamaya alışmaya başladık. Alışmak psikolojinin savunma taktiğidir belki, delirmemek için alışıyoruzdur. Siz ne dersiniz?

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Nurcan Soares

KIZ ÇOCUKLARINA

Genç kızlar çok naiftir benim gözümde. Çıtı pıtılardır böyle, pek de kırılgan…...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir