ANDA KALMAK

Son zamanlarda gerek telkin olarak gerek farkındalık çalışmaları yoluyla sıklıkla karşılaştığımız bir terim var: “anda kalmak”. Yani şu anı, içinde bulunduğumuz zaman dilimini farkında olarak yaşamayı ve bunu yaparken de ne geçmiş yaşantımızdan ne de gelecek kaygılarımızdan etkilenmemeyi ifade ediyor anda kalmak. Güzel bir müziği dinlerken tamamen müziğe odaklanarak notaların içinde kaybolmak mesela, ya da çilekli bir pasta yerken gözlerinizi kapatıp tamamen lezzete odaklanmak, çileğin pütürlü taneciklerini dilinizin üzerinde hissedip mis gibi kokusunu damağınızda duymak, anda kalmaya birer örnek olabilir.

Peki “anda kalmak” neden bu kadar önemli? Çünkü hayat hengamesi çok alengirli, oradan oraya koştururken, kaygılarımızla savaşırken kendimizi unutuyoruz. Etrafımızda değişen mevsimlere körleşiyoruz, rüzgarın getirdiği güzel bir kokuyu es geçiyoruz. Oysa hayat yalnızca bir kez yaşanıyor ve ne yazık ki yazılı bir sözleşmesi de yok. Yarına çıkacağımızın garantisi olmayan bir dünyada, etrafımızdaki güzellikleri zayi etmek bir nevi müsriflik sayılıyor.

Geçmişi yaşadık ve bitti. Dersler alabildiysek ne ala ancak hiçbir zaman geçmişi, geleceğe yürümemizi engelleyecek bir bariyer olarak önümüze koymamak gerek. Gelecekse henüz gelmedi, aklımızda ‘ya şöyle olursa?’ diye karnımıza kramplar sokan endişelerimiz oluyor bazen. Bazen de hayallerimize o kadar kaptırıyoruz ki kendimizi, onlara ulaşabilmek için anımızdan çok ödün veriyoruz. Oysa asıl olan tek gerçek, şu an.  Geçmiş, bugüne kadar harcayıp bitirdiğimiz paralarımız olsun örneğin. Gelecek de cebimize gireceğini umduğumuz para ama hiçbir garantisi yok. Borç sahibi ödeyemeyebilir, işler yolunda gitmeyebilir, beklediğimizden çok daha fazlasını da alabiliriz ama henüz bilmiyoruz. Cebimizdeki nakit para yalnızca “şimdi, şu an”.

Anda kaldığımız zaman etrafımızdaki tüm güzellikleri bir fotoğraf karesi gibi zihnimize kazıyabiliriz. İçimize derin derin nefesler alarak genişleyebiliriz. Sağlıklıyız, sevdiklerimizle birlikteyiz, buna şükredebiliriz. Sağlık sorunları yaşıyorsak veya birilerini özlüyorsak da bu durumu kabullenip, dünyadaki bir çok insana nazaran daha az sorunumuz olduğunu düşünerek şükredebiliriz.

Mutlu olmak veya olamamak bir tercih. Geçmişe takılı kalıp, istediğimiz gibi olmayan her şey için kendimizi üzebiliriz. Gelecekte olma ihtimalini varsaydığımız olumsuzluklar için karnımıza kramplar girmesine müsaade edebiliriz veya çok daha farklı bir yol seçip, şu anda kalıp, bir çocuğun gülüşünden mutlu olup “hayat güzeldir” diyebiliriz. Bardağın dolu tarafına mı bakmak istersiniz, boş tarafına mı? Karar sizin.

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Nurcan Soares

İÇİMDEKİ KADINLAR

Anne olduktan sonra anladım ki; kadınların içi katman katman, tıpkı matruşka bebekler...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir