TARİHİ ALT ÜST EDEN BULUŞ: GÖBEKLİTEPE

Kim derdi ki günün birinde bir çiftçi gündelik işlerini yaparken tarlada bir şeyler bulacak ve bu bulduğu dünya tarihini yeniden yazdıracak. Masal gibi geliyor kulağa değil mi?

Göbeklitepe’nin ortaya çıkışı tam da böyle oldu. 1980’li yıllarda Şanlıurfa’da Örencik Köyü’nde iki tane çiftçi tarlalarını sürerken bir heykel buluyorlar, önce bunu bir müddet saklıyorlar ama sonra devlete teslim edilmesi gerektiğini düşünüp müzeye götürüyorlar.  Tabi müze yetkilileri çok fazla üstünde durmayıp heykeli müzeye koyuyorlar ama yine yıllar sonra başka bir bölgenin kazısı için Urfa’ya gelen Alman Arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt tesadüfen bu heykeli görüyor ve adeta tutuluyor.

Daha sonra hemen bu heykeli bulan köylülerle irtibata geçilip aynı tarlaya gidiyor ve incelemelerden sonra burada bu büyük buluşu, tarihin seyrini değiştirecek mekânı gün yüzüne çıkaracak kazıyı başlatıyor. Yıllarca süren kazıda alan adeta ilmek ilmek işleniyor ve çok ciddi bulgular, ayrıntılar ortaya çıkıyor.

Tarih Biliminin en heyecan verici arkeolojik buluntusu olan Göbeklitepe gün yüzüne çıkarıldığından beri tüm dünyada ilginin odağı oldu. Burası heyecan verici çünkü 12 bin yıllık oluşu ve taş devri dönemine göre çok büyük olan boyutları ile benzersiz bir yapıdır. Neolitik döneme ait olan Göbeklitepe, ilk tapınağın dolayısıyla yeryüzündeki ilk inanç merkezi olması açısından önemli bir buluştur. Göbeklitepe bu zamana kadar bilinen en eski yapıt ve tapınaktan 7500 yıl daha eskiye aittir. Göbeklitepe’nin keşfine kadar bilinen en eski tapınak ise Malta’da bulunmakta ve 5000 yaşında. Ayrıca o çok meşhur Stonehenge’den 7 bin yıl, Mısır piramitlerinden ise 7 bin 500 yıl daha eskidir. Bu rakamlar sadece rakamdan ibaret gelebilir ama gerçekten korkunç derecede tarihin seyrini değiştiren, bugüne kadar öğrendiğimiz çağlar tarihinin yeniden redakte edilmesine neden olan bir buluştur Göbeklitepe.

Göbeklitepe’nin inşa edildiği dönemde insanoğlu avcılık ve toplayıcılık yaparak küçük gruplar halinde yaşıyordu. Kayalık bölgelerden, büyük sütunların ve ağır taşların el arabaları ve yük hayvanları olmadan 2 kilometre taşınarak Göbeklitepe’ye getirilmesi için muhtemelen tarihte insanların ilk defa bu kadar kalabalık bir şekilde bir arada olması gerekmişti. Halen de bu kadar büyük taşların tekerleğin icat edilmediği, yüklenecek hayvanların yaşamadığı bir dönemde buraya nasıl taşındığı tarihçilerce tartışılmaktadır. Bununla ilgili Göbeklitepe Kazı Başkanlığı yapan ve burayı dünyaya anlatan Prof. Dr. Klaus Schmidt demiştir ki; ‘Burayı inşa edenler insana benziyor ama kesinlikle bu dünyadan değiller.’

Bakın Prof. Dr. Klaus Schmidt Göbeklitepe kazıları ve bulguları için neler söylemiş: ” “Göbeklitepe’deki kazılarda elde ettiğimiz bulgularla, dünyanın bilinen en eski tapınma merkezlerinden birinin bu bölgede olduğunu ortaya çıkarmıştık. Ancak, son kazı çalışmalarıyla tapınma merkezinin dünyanın en büyük tapınma merkezi olduğunu tespit ettik. Yaptığımız araştırmalarda, Cilalı Taş Devrinde yaşamış insanların, yabani sığır, akrep, tilki, yılan, aslan, yaban eşeği, yaban ördeği ve yabani bitki kabartmalarını incelediğimizde hayvanlarını evcilleştiremedikleri sonucuna ulaştık. Ayrıca, dikili taşların (Stel) üzerindeki resimler ve kabartmalar o dönemde yaşamış olan insanların sanatları hakkında bizlere fikir veriyor. Buradaki tapınak, dünyanın bilinen en büyük tapınağı olma özelliğini taşıyor.”

Mağara duvarlarındaki avcılığı temsil eden resimlerden ziyade burada hayvan figürleri tek ve kabartma olarak işlenmiş, sanatsal açıdan farklı bir anlayışı etkileyici biçimde yansıtmaktadır. Taşlar üzerinde işlenmiş akrep, tilki, boğa, yılan, yaban domuzu, aslan, turna ve yaban ördeği figürleri yer almaktadır.

Bölgede yapılan araştırmalar ve elde edilen bulgular doğrultusunda önemli kültür bitkisi olan ve yüzlerce genetik varyasyonu bulunan buğdayın atasının ilk olarak Göbeklitepe eteklerinde yetiştiği ortaya çıkarıldı.

Arkeologlar boyları 3 ile 6 metre arasında değişen T biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan figürleri olduklarını düşünüyorlar. Sütunlar üzerine yansıtılan diğer figürlerden farklı olarak aşağı doğru iner şekilde tasvir edilen 3 boyutlu aslan kabartması dikkat çekiyor. Bu ve diğer aslan figürleri neolitik dönemde aslanların Anadolu’da yaşamış olma ihtimalini güçlendiriyor. İnsanları temsil eden T sütunlarının ağırlıkları 40 ile 60 ton arasında değişiyor.

En önemlisi de bu yapı birçok tarihçinin, antropoloğun ve din bilimcinin tezlerini çürütüyor. Çünkü daha dinlerin oluşmadığı dönemde inşa edilen bu inanç merkezi inancın fıtratta var olduğu, sonradan öğrenilmediği gerçeğini de ortaya koyuyor.

Düşünsenize;12 bin yıl önce insanlık bir inanç merkezi inşa etmiş! Bu bilgi, insanın tarihsel serüvenini iyi bilenler için çok çarpıcı ve sarsıcı etki oluşturmuştur.  Çünkü bu bilgiyle tüm ezberler bozuluyor, tarihin seyri allak bullak oluyor. Çünkü Göbeklitepe keşfedilmeden önce bize, 12 bin yıl önceki insanın avcılık yaparak ilkel bir şekilde yaşadığı öğretilmişti. Bu denli devasa ve karmaşık bir inanç merkezinin inşa edilmesi için insanın bazı yerleşik hayat belirtilerini gösteren aşamalardan geçmesi gerekiyordu. Yerleşik hayata geçmemiş ilkel avcı toplumlarında inancın yerinin olmadığı düşünülüyordu. Ama işte Göbeklitepe bu ezberi bozdu ve inancın sonradan öğrenilen değil fıtratın bir sonucu olduğunu ortaya çıkarmış oldu.  Anlaşıldı ki Göbeklitepe‘de yaşayan insanlar, yerleşik hayata geçmeden önce ileri düzeyde mühendislik zekasına sahipti ve heykelleri işleyecek bir estetik anlayışları vardı. Ama en önemlisi daha avcı toplumuyken bile bir inanca sahiptiler ve bu inanç onlara görkemli tapınaklar yaptırmıştı.

Göbeklitepe 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Geçici Listesi’ne alındı. Bu da dünyanın ilgisinin Göbeklitepe’ye yönelmesine katkıda bulunmuştur. Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da 2019 yılını Göbeklitepe yılı olarak ilan etti, geçtiğimiz günlerde de oranın açılışını gerçekleştirdi. İnşallah bundan sonra yapılacak olan çalışmalarla dünya tarihinin seyrini değiştiren bu olağanüstü mekânın tanıtımını uluslararası platformlarda iyi yaparız. Çünkü artık biliyoruz ki tarih Şanlıurfa’da başladı…

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Numan Babacan

NEDEN SEVMEYİ BECEREMİYORSUNUZ?

Bazen cümleye en sonda söylenecek şeyi en başta söyleyerek başlamak gerekiyor. Çünkü...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir