EŞKIYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ

Birer popüler kültür ürünü olan dizilerin halk kültürümüzden, yaşantımızdan, inançlarımızdan ödün verdiği bunların yerine yabancı kültürlerin birçok unsurunu bizlere dayattığı bilinen bir gerçektir. Bu konuda yazılmış bir sürü yazı varken halen yazılıp araştırılması gereken binlerce konu vardır. Bir başka yazımda detaylıca buna değinmeye çalışacağım. Lakin bu yazımda bazen de dizilerin kültürümüze az da olsa kattıkları değerlere değinmeye çalışacağım.

Hepimizin iyi kötü türkü dinleme alışkanlığı vardır. Dinlediğimiz türkülere şöyle bir göz gezdirdiğimizde göreceğiz ki herkes neredeyse aynı türküleri dinliyor. Herkesin aynı türküleri dinlemesinin tek nedeni popülerizm. Bizde “En çok dinlenen en değerlidir” algısı olduğu için hep sadece en çok dinlenenlere kulak veriyoruz. Günümüzde televizyonlarda yayınlanan sahneler, absürt olaylar, şarkılar ve türküler toplum tarafından beğenildiği zaman sosyal medya aracılığıyla yayılmaya başlıyor. Böylece bir anda geniş kitlelere ulaşmış oluyor. Bu şekilde geniş kitlelere diziler aracılığıyla ulaşan unsurlardan biri de türkülerdir.

Türklerin türkü belleği bölge, il, ilçe bazen de köy yöresine kadar açılan geniş bir yelpazeden oluşmaktadır. Her yörede aşk, kardeşlik, kahramanlık üzerine işlenmiş çeşitli türkülerin ve bu türkülere ait çeşitli hikâyelerin olduğunu görmekteyiz. Dizilerde kullanılan türküler bizlere yeni pencereler, yeni dinletiler ve aslında varlığından habersiz bir yerlerde yaşayan yeni bir hikâyenin penceresini de açmaktadır. Bugün ben de popüler kültüre yenik düşerek – sırf ilginizi çekmesi için – bir diziye ismini vermiş üstüne de o dizide sürekli çalınan bir türkü ve bu türkünün hikâyesinden bahsedeceğim: Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz.
Edebiyatımızın en önemli yazarlarından biri olan Sabahattin Ali’nin hikâyesinden etkilenerek kaleme aldığı şiir; yıllar içinde Selda Bağcan, Edip Akbayram, Zülfü Livaneli, Musa Eroğlu gibi sanatçıların seslendirmesiyle kendini duyurmuştur.

Anadolu insanının haksızlık karşısında duruşunu, zalime geçit vermeyişini, mazlumun her daim yanında oluşunu ve özgürlük mücadelesini anlatan Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz şiiri ve anonimleşmiş hikâyesi şu şekildedir:

Olay Rize’de geçer. Portakallık’taki Haldoz mahallesinde bir düğün vardır. Sandıkçı Şükrü düğünde kardeşinin karnından bıçaklandığı haberini alır ve olay yerine gider. Kardeşini kanlar içinde görür ve bıçaklayan Abdi Ağa’yı (Bazı kaynaklarda uşağı olarak geçiyor) orada vurur. Sandıkçı Şükrü hapishaneye düşer ancak bir süre sonra bazı arkadaşlarını da yanına alıp kaçar, dağa çıkar. Karısını elinden almak ve kendisini zehirlemek isteyen birini daha öldürür.

Sandıkçı Şükrü’nün adı bölgede giderek yayılmaya başlar. Derdi zenginlerledir. Fakirlere yardım eder ve halk tarafından sevilir. Sandıkçı Şükrü, Perilizade adında zengin birine haber gönderir ve yoksullara mısır dağıtmasını ister. Aksi halde cezalandıracağını belirtir. Perilizade, yoksullara mısır dağıtır. Başı belaya giren yardıma ihtiyacı olan Sandıkçı’nın yanına gider ve işi görülür.

Kardeşiyle birlikte, türküde adı geçen Urusba (şimdiki adı Uzunkaya) köyünde bir kahvede otururken, zaptiyeler çevresini sarar. Zaptiye Çavuşu Abbas Çavuş Sandıkçı’nın teslim olmasını ister, ancak Sandıkçı kabul etmeyerek Abbas Çavuş’tan çekip gitmelerini ister. Zaptiye Çavuşu da bunu kabul etmeyince çatışma çıkar. Sandıkçı ve kardeşi Zaptiye Çavuşu ile birkaç zaptiyeyi öldürür kaçar. Sandıkçı Şükrü’nün bu olaydan sonra yakalandığı zincire vurulduğu ancak sonra Rizeli sandalcılar tarafından kurtarıldığı anlatılır. Sandıkçı Şükrü’nün Sinop kalesinde tutukluyken denize atladığı ve kurtulduğu konuşulur.

Sandıkçı Şükrü’nün ününün yayılması ve halk desteğini arkasına alması üzerine Trabzon Valisi Kadir Paşa çok sayıda adamı Sandıkçı’nın üzerine gönderir. Süvariler, Kolcu kayıklarının Reisi Varilcioğlu Sadık’ı da yanlarına alır. Sandıkçı Şükrü Of ilçesinin İkizdere köyü yakınlarındaki Sanlı adlı bir mezrada bir yaşlı kadının evinde otururken ihbar edilir. Çevresi atlılarca sarılır. Varilcioğlu da yanlarındadır. Sandıkçı Şükrü teslim olmak istemez. Fakat eskiden tanıştığı Varilcioğlu Sadık teslim olursa öldürülmeyeceğini söyleyerek onu ikna eder. Sandıkçı Şükrü de buna inanarak tüfeği elinde teslim olur. Fakat Varilcioğlu ile zaptiyeler teslim olarak önlerinde yürüyen Sandıkçı Şükrü’yü arkadan vurarak öldürür. Naaşı şehre getirilerek halka gösterilir.

Sandıkçı Şükrü’yü yakından tanıyanlar “Yaptıklarına pişman olmuş, fakat affedilmeyeceğini bildiği için teslim olmayan mert bir insan” olarak tarif eder.

Sene 1341 nefsime uydum

Sebep oldu şeytan bir cana kıydım

Katil defterine adını koydum

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

 

Sen üzülme anam benim dertlerim çoktur

Çektiğim çilenin hesabı yoktur

Yiğitlik yolunda üstüme yoktur

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

 

Çok zamandır çektim kahrı zindanı

Bize de mesken oldu Sinop’un hanı

Firar etmeyilen buldum amanı

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

 

Sinop kalesinden uçtum denize

Tam üç gün üç gece göründü Rize

Karşı ki dağlardan gel oldu bize

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

 

Bir yanımı sardı müfreze kolu

Bir yanımı sardı Varilcioğlu

Beş yüz atlıylan kestiler yolu

Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz

Sabahattin Ali

Bu Yazıyı Kaleme Alan
Diğer Yazıları Mehmet Karaçalı

YENİ BİR BAŞLANGIÇ

  Hz. Ali demiş ki: Herkes işin sonundan korkar, biz ise işin...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir